OKUNASI & İZLENESİ etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
OKUNASI & İZLENESİ etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

19 Haziran 2020 Cuma

Killing Eve

 İngiliz yazar Luke Jennings'in , Codename Villanelle adlı kitaplarından uyarlanan ve BBC’nin düşük bütçe ile çektiği kaliteli yapımlardan biri ...
Ödüllü dizi Nisan 2018 yılında başlamış olup , şu an üçüncü sezonu final yaptı ...
Yeni sezon 2021 yılında diye beklemekteyiz ...
İnanın sıradan bir dedektiflik dizisi gibi görünse de kesinlikle değil ...
İnanılmaz farklı bir dizi derken kesinlikle abartmıyorum ...
Türünü anlatırken bile neredeyse tüm türleri size sayabilirim ...
İzlerken sıkılmadığım gerilim , aksiyon , gizem, dram ve İngiliz mizahı ise üst seviyede; bazen kara mizah olarak bazen de komedi ...
Dizideki ana olayın birbiriyle takıntılı iki kadın arasında yaşanan kedi fare oyunu da , iki hatunun delilik sınırları da olduğunu söyleyebilirim ...
Kült haline gelen dizide feminizmle ilgili öne çıkan sahneleri görmek de mümkün olmakta ...

Dizide olaylar ana karakterlerin etrafında dönüyor ...
Çok fazla tanıdık yüz yok ama karakterler öyle güzel seçilmiş ki eminim sizlerin de seveceğiniz karakterler olacaklardır ..
Belki de diziye bağımlı olmanızı sağlayacaklar bu karakterler ...
İnanın arkadaşıma diziyi önerdiğim gibi benimki dediği karakteri takip eder hale geldi bile kendisi ...
Yapımcılar en çok Villanelle karakteri için oyuncu bulmakta zorlanmışlar ...

Eve Polastri ( Sandra Oh ) , MI5 (Military Intelligence Section 5 – İç İstihbarat Teşkilatı) masa başı görevlisi ... Görünenin aksine hem kurnaz hem zeki ... Masa başı işinden oldukça sıkılmış... Kadın suikastçilerin profillerine merak salarak bu konuda kendince ciddi çalışma yapıyor ve bunun kariyerinde önemli bir sıçrama yapabileceğine inanıyor ... Giyimine kuşamına kesinlikle dikkat etmiyor ... İş her şeyden önde ... Hatta paspal ama harika saçları var diyebilirim ... Öğretmen olan eşiyle iyi giden bir evliliği ve monoton bir yaşamı var ...
Villanelle’in zihnindekileri anlamak için yoğun bir gayretin içine düşen Eve, gitgide bunu ciddi bir takıntı haline getiriyor ...

Villanelle takma lakaplı Oksana Astankova ( Jodie Comer ) , eğlenceli, sempatik, yaptığı işten inanılmaz zevk alan psikopat bir seri katil ... Öldürürken kendine has imza olabilecek yöntemler uygulayan Rus asıllı neşeli psikopat ... Orjinal , zeki , özgüveni yüksek , umursamaz bir cani ... Şahane tasarım elbiseler giyiyor , pahalı zevkleri var ... Mesela buzdolabı kaliteli şampanyalarla dolu ... Sokakta karşılaşsanız top modellerden biri sanabilirsiniz ... Birine bir minik şaka ya da sürpriz yapmaya bile kalksa ince ayrıntılarına kadar düşünerek yine en kaliteli şekilde planlıyor ... Sevdiklerine de pahalı hediyeler verebiliyor ... Cici görünen kızımızın zevkleri kıyafetten , yiyeceğe , evden , parfüme kadar özel ve farklı ... Her an her yerde olabildiği gibi elini kolunu sallayarak istediği yere girip çıkabiliyor ...

Niko Polastri ( Owen McDonnell ) , MI5’ta görevlisi Eve’in öğretmen olan Polonya asıllı eşi ...

Bill Pargrave ( David Haig ) , MI5’ta görevlisi Eve’in amiri ..

Elena Felton ( Kirby Howell-Baptiste ) , MI5’ta görevlisi Eve’in asistanı ...

Carolyn Martens ( Fiona Shaw ) , MI6 (Military Intelligence Section 6 – Dış İstihbarat Teşkilatı) Rusya bölümü başkanı

Kenny Stowton ( Sean Delaney ) , MI6’yla çalışan eski bir hacker ve Rusya bölümü başkanının oğlu ...

Konstantin ( Kim Bodnia ) , Villanelle’nin kirli bağlantılarını ayarlıyor ve Eve'n peşinde olduğu örgütle de bağlantılı ...

MI5’ta görevli memur Eve’in, peş peşe cinayetler işleyen bir katilin peşine düşmesiyle dizi başlıyor ...
Viyana’da Rus bir politikacı inanılması güç bir suikaste kurban gider ...
MI5’ın Rusya bölümü olaya el atar ve yakından ilgilenmeye başlar ...
İtalya'da da aynı tarzda yaşanan bir suikast daha gerçekleşir ...
MI5’ta görevli memur Eve'n bu suikastlar ilgisini çeker ve yetkisi dışında bu olaylarla ilgilenmeye başlar ...
Eve’in düşüncesine göre cinayetleri bir kadın suikastçi gerçekleştirmektedir ...
MI6 görevlisi Rusya bölümü başkanı Carolyn , Eve’in kadın katiller konusundaki araştırmalarını ve takip ettiği dosyaları fark eder ...
Carolyn ,bu katili bulması için Eve'i yeni bir göreve getirir ...
Eve ve Villanelle birbirlerini takıntı haline getirir ve bu takıntı deliliğin sınırlarını zorlayarak aralarında ciddi bir duygusal bağ oluşarak aşka varan bir hale gelir ...

Dizi ülkemizde çok bilinmemekle birlikte benim gibi merakla yeni bölümlerini bekleyen müdavimleri de var ...
Ben henüz seyretmeyenler için daha fazla detaya girmek istemiyorum ...
Seyretmeyenlere iyi seyirler diliyorum ...
Yorumlarınızı bekliyorum ...


30 Ekim 2016 Pazar

Güneş ve Rüzgar

Merhaba ve mutlu pazarlar ;

Uzun zaman önce yine masallardan , çocukluğumuzdan , çocukluk hikayelerimizden , kitaplarımızdan bahsetmiştik  ...
Ve ara sıra birer masalla kendimizi ödüllendirelim , unuttuklarımızı hatırlayalım diye de konuşmuştuk ....
Hani olur ya yine çıkarılacak bir ders , çocuklara anlatacak bir şeyler yakalarız ...
Uzun lafın kısası ; hadi bu pazar kısacık bir masal günü olsun ....
Ezop Masalları'nı duymayan var mıdır ...?
Güneş ve Rüzgar .....

 " Güneş ve rüzgar kimin daha güçlü olduğunu tartışıyorlarmış . Rüzgar ;
" Ben daha güçlü olduğumu kanıtlayacağım . Şu karşıdaki paltolu yaşlı adamı görüyor musun ? Paltosunu senden daha hızlı çıkaracağıma bahse girerim . ...   " demiş .
Güneş bir bulutun arkasına çekilmiş ve rüzgar bir kasırga şiddetinde esmeye başlamış . O kadar kuvvetle estikçe ihtiyar adam paltosuna daha sıkı sarılıyormuş .
Sonunda rüzgar pes edip durmuş . Güneş bulutların arkasından çıkıp yaşlı adama nazikçe gülümsemiş . Çok geçmeden adam alnındaki teri silip paltosunu çıkarmış .
Güneş rüzgara nazik ve dostça davranışın şiddet ve güç gösterisinden her zaman daha etkili olduğunu söylemiş .  "

EZOP

( Ezop ; Krezüs'un sarayında yaşayan Yunanlı bir köleydi ve İÖ.600 yıllarında ölümsüz masallar yazmıştı .)


Bu masal Alfa Yayınları'nın 2006 yılı baskısı Kendi Kutup Yıldızını Bul kitabındandır ...


Bu masaldan ders almamak mümkün mü ....? Hele de yaşadığımız bu zamanda ....
Sevgiyle , dostça , sağlıcakla kalın ....
Ezop Masalları

25 Ekim 2016 Salı

Minuscule & Karıncalar Vadisi

Animasyon severler , bugün sizlere biraz geç keşfettiğim Minuscule ile merhaba demek istedim .

Minuscule - La vallée des fourmis perdues  ; 2013 tarihinde vizyona giren Fransa - Belçika ortak yapımı animasyon filmi ....
2014 tarihinde ülkemizdeki sinemalarda yerini alan Kayıp Karıncalar Vadisi , tabiatta yaşayan canlıların sesleri ile özel olarak hazırlanmış belgesel tadında bir animasyon filmi ....

Film süresince herhangi bir konuşma olmaması bazen sıkıldığınızı hissetmenize yol açsa da ; animasyon filminde gerçekçi doğanın görüntülerini izlerken nasıl zaman geçti anlayamıyorsunuz ...
Birbirlerine benzemeseler de ; Wall-E de diyalog olmayan animasyon filmlerinden ...
Diyalog olmadan da  önemli mesajlar verebilen animasyonlardan biri Karıncalar Vadisi ....
Ayrıca  animasyona farklı bir açıdan bakılmış , bildiğimiz animasyonlardan da değil yani ...
Ben büyük bir keyif alarak izledim ve uğur böceği ise favorim ....

Film , genç bir çiftin doğanın koynunda huzurlu ve mutlu piknikleri ile başlıyor . Bebek bekleyen çiftimizin bebeğinin doğma sinyalleri vermesi ve apar topar pikniklerini bırakarak gitmesiyle , geriye kalanlar üzerine de ilerliyor .
Ana kahramanımız yeni doğan ve etrafı keşfetmeye çalışırken kanatlarından birini kaybeden uğur böceği .... Ve tabi ki çiftten geriye kalan yiyeceklerin ve artıkların ziyafet sofrası olarak beklediği misafirleri ; çalışkan karıncalar ile ormanın diğer canlıları ....

Yağan yağmurda kendine sığınak arayan uğur böceğimiz bir şekilde piknik ziyafet sofrasını buluyor ve oradaki filmin ana nesnesi olan şeker kutusuna gizleniyor . Şeker kutusunu keşfeden akıllı , çalışkan karıncalarımız ise inanılmaz disiplinleri ile film boyunca o kocaman kutuyu yuvalarına taşımaya çalışıyorlar . Şeker kutusunda gizlenen kanadı kırık uğur böceği ilk başlarda siyah karıncalardan korksa da aralarında ilginç bir dostluk başlıyor ve film boyunca siyah karıncalara eşlik ediyor . Siyah karınca ekibi hem disiplinli hem de azimlidir . Dağ bayır ova çayır şeker kutusunu taşırlar . Ancak karşılarına kırmızı karıncalar çıkar ve aralarında şeker kutusu çekişmesi ile beraber serüvenimiz başlar .

İnsanın doğadaki olumlu ya da olumsuz etkisinin her haliyle net olarak izlenebildiği bir animasyon filmi ....
Filmin başında piknik ziyafet sofrası ile başlayan insan dokunuşu , filmin sonlarına doğru siyah ve kırmızı karıncalar arasında yapılan savaşta da oldukça net gözlemleniyor . Kullanılan savaş malzemeleri bile insandan geriye kalanlar .... 

İzleyenlerden birinin okuduğum yorumu da , çok hoşuma gitti ; 
" ... doğayı yönlendirmeye çalışmak yerine doğanın izini sürmenin daha anlamlı olduğunu hissettiriyor. "

Yeni izleyeceklere iyi seyirler dilerken , daha önce izlemiş olanların yorumlarını da merakla bekliyorum .
Minuscule & Karıncalar Vadisi internet ortamından alınan film afişi





5 Eylül 2016 Pazartesi

İyilik Bul , İyilik Yap

 " İyilik bumerang gibidir, size döner . "  demişler ya ondan ben de size bu filmi izlemenizi önersem ; iyilik yapmış olur muyum ...?
"Pay It Forward - İyilik Bul, İyilik Yap"
Benim yüreğimdeki çocuk pek heveslendi bu işe yine ....
İyilik yapın iyilik bulun ....
Ama öncelikle yapacak iyilik bulmak gerek ...

2000 yılında vizyona giren bir film, aslında yeni değil  .... 
Aile , dram , romantik türlerinde bir film olmasına rağmen , benim için tam bir kişisel gelişim kitabı yerine geçen bir film oldu . Filmin muhteşem farklı bir konusu , inanılmaz oyunculuğu ya da bambaşka şaşırtıcı bir unsuru yok aslına bakarsanız ... Bazı sahnelerin abartılı ve yapay geldiği düşünülebilir de ... Ancak yaşam ve insanlar hakkında oldukça düşündürücü ...
Şu sıralar unuttuğumuz insani duygularımızın canlandığı bu filmin yönetmeni Mimi Leder  ...  

Filmin başı oldukça enterasan ; adamın biri daha önce hiç görmediği bir yabancıya bir jaguar hediye ediyor .... Yok yok yanlış duymadınız , aynen böyle başlayan bir film . Akıllara zarar jaguar olayı diyenler var tabi ki ...
11 yaşındaki Trevor ( Haley Joel Osment )  alkol bağımlısı annesi ( Helen Hunt ) ile beraber yaşamaktadır . Trevor'ın sorunlu bir hayatı vardır . Babası ki bu oyuncu sürpriz bir isim ( Bon Jovi ) onları terkedip gitmiştir . Aile içi şiddet uygulayan kısa bir baba rolünde izliyoruz kendisini ...
Okulda yeni rehberlik sınıfı öğretmeni olan bay Simonet ( Kevin Spacey ) , derste onlara daha önce verilen ödevlere benzemeyen bir ödev verir ; " Dünyayı değiştirecek bir fikir düşünün ve bunu hayata geçirin.  "
Trevor düşünür ve aklına bir proje gelir . Aslında o yaştaki bir çocuk için oldukça basit bir şeydir , proje değil .... Gerçekten ihtiyacı olan birisine bir iyilik yapmak , ilk adım olacaktır onun için ... Ama bunun karşılığını ödenmesi bambaşka olacaktır . İyilik yapılan kişi de ; ihtiyacı olan üç başka kişiye yardım edecektir .
Trevor iyiliklerin bu şekilde devam ederek dünyayı değiştirmesini ummaktadır .
Trevor iyilik yapmak için bir evsizi seçer ( James Cavaziel ) ve iyilikler zinciri başlar . Ama her şey Trevor'ın beklediği şekilde gelişmez . Projeyi hayata geçirirken bazı güçlüklerle karşılaşır . Çoğu zaman umudunu yitirir.

Filmin başında kendine ilginç şekilde jaguar hediye edilen kişi , bir gazetecidir ( Jay Mohr ). Gazeteci nedensiz hediyesinin araştırmasını yaparken  , Trevor'ın iyilikler zincirini takibe başlar . Aslında  " İyilik Bul , İyilik Yap "  projesi hiç de Trevor'ın düşündüğü şekilde başarısız olmamıştır . Yapılan iyiliklerin sahipleriyle , bu düşünce çok büyük bir kitleye ulaşmıştır .

Sıcacık , toz pembe görünen film şaşırtıcı bir sonla bitiyor ...  Benim filmin başından beri ilk gözüme takılan nesnenin getireceği sonucu film boyunca yüreğimde taşımam ayrı tabi ki ... Ama yine de hüsnü kuruntu yaptım diyerek farklı bir son beklemiştim .
İzleyenlerin yorumlarını merakla beklemekteyim . Ayrıca izlememiş olup da tavsiyeme uymak isteyen olursa ; keyifli seyirler ....

Biri sana iyilik yapınca, sen ona iyilik yapma... Git bir başkasına yap...  "

Pay It Forward   " İyilik Bul , İyilik Yap " Film görseli internet alıntısıdır .


29 Ağustos 2016 Pazartesi

Tadımlık , Yutulmalık , Çiğneyerek Hazmedilmelik Kitaplar Mim

Merhaba sevgili blog dostlarım ;
Bildiğiniz gibi uzun süredir tam zamanlı blog çalışması yapamıyorum .
Her birinizi ayrı ayrı özledim .
Daha kısa sürede paylaşım kolaylığı bakımından şu sıra instagram hesabım daha aktif faaliyet içerisinde ....
Dün Bacon'un okuduğum sözü üzerine instagramda minik bir etkinlik yapmak istedim .
Bu etkinlik sayesinde ; unuttuğum , bilmediğim ya da gözardı ettiğim kitapları hatırlamak amacıyla bir paylaşım yaptım . Sevgili Tigris bunu mim olarak blog sayfasında yayınlamalısın önerisini getirince ; hemen burada da paylaşım yapayım dedim .
Birbirimize önerilerimiz ve hatırlatmalarımız ile kaynaşabiliriz diye de düşünüyorum  ....
İnstagram için tık tık ; çok güzel geri dönüşler başladı bile ...
Didemikabirdelibirdolu facebook sayfasında da paylaşıyorum ..... tık tık

Francis Bacon 'a göre;

" Bazı kitapların tadına bakılmalıdır
Diğerleri yutulmalıdır .
Ve çok azıda çiğnenip hazmedilmelidir . "

Mim konumuz minik görünen ama kocaman alt başlıkları olan üç tane boşluk doldurmaca ;

Tadımlık kitap ............
Yutulması gereken kitap .............
Çiğneyerek hazmedilmesi gereken kitap .........


Tadımlık , Yutulmalık , Çiğneyerek Hazmedilmelik Kitaplar Mim
Sizden ricam şu ki ; noktaların olduğu boşlukları doldurmamız ,
Ve
Kitap sever dostlarınızı bu paylaşıma etiketleyerek , mimleyerek unuttuklarımızı birbirimize hatırlatmamız .
Bu paylaşımı instagramda repost ederek kitap severler arasında bilgi etkinliği sağlayabiliriz de ......

Davetimi şuracığa bırakıveriyorum ve mimlenmek isteyen herkes bu eğlenceye katılsın diyorum .
Ciddiyim hadi etkinliğe katılın ,
Siz de benim gibi hem zorlanıp hem de müthiş keyif alacak mısınız bakalım merak ediyorum ....

Belki beni şaşırtıp davete icabet eden çıkar diyorum ,
Veeeeeee
Yorumlarınızı dört gözle bekliyorum ...

Şimdilik kendimin ve sizlerin önerilerini paylaşmıyorum .
Sizden gelen yorumlarla beraber tekrar yayınlayacağım ki ; kim ne hazineler buldu çıkardı birlikte bakalım istiyorum .
O zaman görüşmek ümidiyle diyorum ...

Bu arada sanıyorum ilk kez bir etkinlik ve mim kendi adıma yapmış oluyorum ....
Pek heyecanlandım ....

Sevgiyle ve huzurla kalın ...

18 Ağustos 2016 Perşembe

Adanın Büyüsü

Umuda ve paylaşıma dair, mutluluk dolu bir öykü...
Adanın Büyüsü (The Magic of Belle Isle) diyor bunu ve ekliyor içinizi ısıtacak ...
2012 yılında sinemaseverlerin beğenisine sunulan filmi ben de uzun zaman önce seyrettim ...
DVD arşivlerini karıştırırken elime gelince de yüzümü gülümsetti ve belki izlenmeyen vardır dedim ...
Yayınlandığı dönemde pek fazla ses getirmese de ; benim keyifle izlediğim bir film ...
Adanın Büyüsü dram ve komedi lezzetini yakaladığım filmlerden biri ...
Hele de benim gibi sizler de bu büyük oyuncuyu çok seviyorsanız , izlemelisiniz ...
Morgan Freeman ’ın oyunculukta ne kadar usta olduğunu bir kez daha görmelisiniz …

Filmin konusu ise esasında , çok da ne kadar farklı diyeceğimiz türden değil ... Ancak dediğim gibi oyuncu bazen çok önemli bir unsur . Yaşamdaki fırsatları değerlendirmemiz için , bazen kafamızı gömdüğümüz kumdan çıkarmamız gerektiğini ve "an "ları yakalamanın önemini tekrar gözler önüne seriyor . Bu arada yazar olmak isteyenler , bence bu filme de bir göz atmalısınız ....

Morgan Freeman , tekerlekli sandalyeye mahkum ünlü bir yazarı canlandırıyor . Bizim huysuz ihtiyar Monte ; karısının ölümü ile hayata küsüyor , alkol bağımlılığı nedeniyle de yazmayı bırakıyor . Monte'den umudu kesmeyen yakını , adada tüm yazı geçirebileceği bir ev kiralıyor ve Belle Isle’a yerleştiriyor. Yazmasını umarak  daktilosunu da yanında getirse de , bizimkinin konuştuğu ve ilgilendiği tek şey alkol ... Ev ile beraber bir sorumluluğu oluyor ki ; o da evin sahibinin  köpeği ...

Monte'nin altın yıllarını adada yaşaması ....
Yeni taşındığı adada yaşadıkları ve komşuları sayesinde yavaş yavaş hayata karşı değişen bakış açısı ...
Kimbilir belki de üzeri yemeklerle donatılmış masa başında , bir aile yemeğidir onu değiştiren ...
Belki de komşunun küçük kızının hikaye yazma isteği ...
Huysuz ihtiyar ve köpek ....
Yürüme engeli bulunan yazar Monte Wildhorn hayata tutunarak tekrar yazmaya başlayacak mı dersiniz ...?

Hani şu günlerde kurduğumuz ev hayalleri var ya ; işte bu film onlardan birinde geçiyor ....
Göl manzarası eşliğinde mütevazi evlerin sıralandığı inanılmaz bir mekan ...

Film oyuncularını da belirtmeden olmaz ; Morgan Freeman, Kenan Thompson, Virginia Madsen, Emma Fuhrmann , Madeline Carroll .....

Gerçekten sıcacık , duygu yüklü bir film ....
İzleyeceklere keyifli seyirler ...

Seyredenlere sorum ; film için sizler de benim gibi mi düşünüyorsunuz ...?

Adanın Büyüsü film afişi internet alıntısıdır





26 Haziran 2016 Pazar

KLON

Uzun zamandır yoksun diyenler , merak eden sevgili güzel yürekler ....
Merhaba;
Ramazan ayı , okullar kapandı , tatiller başladı vs derken ; çoğumuz bambaşka bir koşturma içine girdi . Ben de madem kimseler yok , bir müddet yoğunluğu alışkın olduğum instagram ( tık tık )  vermek etmek istedim . Ben blog olarak yeni yeni tanışma evrelerindeyim . Ama şahsi instagram hesabım çok uzun yıllara dayanıyor . Hep söylediğim gibi telefon çekimleri ile de olsa fotoğraf aşkım bambaşka ... Bu nedenle Didemikabirdelibirdolu instagram hesabım da hareketli olsun istiyorum .
Geçen gün tatilciler , orman yangınları  ve hiç bir insan can kaybına uğramadı haberleri derken ; sadece insan canı mı önemli ...? Doğayı yok ettikçe yaptıklarımız biz kendimize değil mi ...?
Kafada yine deli sorular başladı benim ...
Didemika yine dellendi doldu taştı ....
Aklıma caretta caretta geldi ve instagramda bir paylaşım yaptım . O paylaşımı az değiştirerek blog için de uygulayınca gördüm ki ; o kadar çok güzel yürekli insan varken benim hala umudum var ...
Ne mutlu bizlere ....
En kısa sürede affınıza sığınarak ve kaçırdıklarımı telafi ederek sizlerin neler yaptığına da bakacağım ...
Sonra da cumartesi günü için ; benim sizlerin de yakından tanıdığı bir tanecik eniştem ve kuzeninin Ege'de bir yerlerde işleri çıktı . Ailece yapacağımız planlar da tabi ki suya düştü ... Eldeki imkanlar dahilinde yapılması olası şeyler yine her zamanki gibi son dakikada aklımıza düştü ve  gezenti ekibi yollara düştü ....
Beklediğinize değecek mi beni ; yazım hazır olunca ve sizler de okursanız , göreceğiz .....
Eskihisar Topçular Feribotu ile başlayan çılgın ve inanılmaz hızlı gezi günlüğünde sizlere 12 ayrı nokta için yol bildirimi yapabilirim .. Ama anlatacaklarım çok değil , sanırım , merak etmeyin ...
Hızımıza ve çılgınlığımıza inanır mısınız ; işte orasını bilemem ...

Şimdilik sizlere keyifli ve huzurlu pazarlar dileyerek , günün konusuna geliyorum ....


Kitapçıdasınız ve arkadaşınızın durmadan size söylediği o gerilim romanının adını hatırlamaya çalışıyorsunuz .... Ve işte orada ... Elinize alıp , arka kapağa bir göz gezdiriyorsunuz ;

“ Klonlama uzmanı Doktor Davis Moore’un on yedi yaşındaki kızı tecavüze uğrayıp acımasızca öldürülür. Olay hakkında soruşturma açılır; ancak bir sonuca varılamaz. Aylar sonra Moore kızının eşyalarını polisten geri alır ve bunların arasında kazayla unutulmuş, içinde katilin DNA’sı bulunan küçük bir şişeye rastlar. İşte o an Moore’un beynine korkunç bir düşünce saplanır: Belki kızını değil ama onu öldüren adamı klonlama olanağına sahiptir. Peki kızının katilinin gözlerinin içine bakmaya ne kadar dayanabilecektir?
Justin Finn, üç yaşına bastığında diğer çocuklardan farksızdır. Canlı, neşeli ve sevimli: Ondan zerre şüphe etmeyen anne ve babasının gözündeyse masum bir bebek. Ne var ki yüzü, bir gün mükemmel bir genetik kopya olarak soğukkanlı bir katilinkine tıpatıp benzeyecektir.
KLON küçük bir çocuğun bir gizemi çözmesi için dünyaya getirilişinden yola çıkarak , kötülüğün kaynağını sorgulayan , klişelerden uzak , dahice yazılmış özgün bir roman . Kaldırdığınız her taşın altında bir zeka parıltısı göreceksiniz .”

Elinizden bırakır mısınız artık o kitabı ..?
Yıllar önce aldım ve okudum ...
Hadi hakkında konuşalım ....
Ne o , surat mı astınız bana siz ; heyecanı kaçtı , zaten konu belli , bir de sen anlatacaksın .....
Sakin olalım blog dostlarım ....
Tamam neler yaşanacak az çok bilgi sahibi olup , fikirler üretmeye başladınız bile de  ...
Unuttuğunuz , önemli  kısım şu ki ; tüm bunlar nasıl olacak ....?
Yaklaşık onyedi yıllık bir zaman boyunca adım adım izleyeceksiniz ...
Bilenler susuyor ve bilmeyenlere .....
Ben anlatayım ....
Klon
Kevin Gilfoile

16 Haziran 2016 Perşembe

Hikayeler , Masallar Ardındaki Çocukluğuma Bakış

Sevgili Kağıt Salıncak demiş ki ;
" Mim bizi etkileyen hikayeleri, çocukluğumuzda okuduğumuz ilk masal kitabının bizde uyandırdığı hislerin anlatılmasını içeriyor..... Didemika seni de mimledim "
Hem de tam hayatımın hikayesi , çizgi filmini anlattığım Heidi nin altına .... Şimdi ben ona kucak dolusu sevgiler göndermez miyim ...?
Ben suçsuzum baştan söyleyeyim ...
O günden beri başka ne yazsam diyorum ....
Aklıma yığınla fikir geldi de geldi ...

Bizim zamanımızdaaaaaaaaaaa .....
Diyorum evet ya ;
Bizim zamanımızda o kadar başkaydı ki her şey ...
Belki kitap , film , çizgi filmlerin azlığından kıymetli geliyordu  bizlere mi desem ... ?
Oyun oynamanın keyfini , masal anlatmanın güzelliğini yaşayabilenlerdendik ondan mı desem ... ?
Yoksa , bizim dönemdekiler kıymet bilenlerdendi mi desem ...?
Ama yok ondan da değil ...
Belki de minik mutluluk kırıntılarını biriktirip kocaman mutluluklar yaratan çocuklardık ,
Yetinmeyi biliyorduk ,
Cinsiyet , din , dil , ırk ayrımı bilmiyorduk ,
Kötü niyet , şiddet beslenme oranı düşüktü belki de ...
Vicdanlı insanların olduğu dönemden olduğumuzdan ,
Okumaya ve bilgiye ihtiyaç duyan , üşengeç olmayan , araştıran insanların bol olduğundan mı desem ...
Bilemedim ki ....
Çocukluğum ve kitaplarım ...
Fazla mı yıpranmış ...
Benim gibi ....

12 Haziran 2016 Pazar

Orijinal Cinayet(ler)

2008 yapımı suç ve gerilim filmi Orijinal Cinayet(ler)
Yaşayan efsaneler Al Pacino ve Robert De Niro aynı filmde olur da seyretmeyen bir sinemasever olur mu ...?
Peki o seyredenler filmi beğendi mi ?
Yoksa senaryosunun kötülüğünden ve gereksiz aldatmacalardan tüm suç Jon Avnet 'in diyenlerden misiniz ?
Al Pacino ve Robert De Niro filmde emekliliğe hazırlanan New York polisinde iki dedektif rolünde ... Neredeyse 30 yıldır ortak olarak çalışan iki eski dost rozetlerini teslim etmeden önce son bir iş daha alırlar .  Yasadışı yollarla suçluları öldürüp kısa şiirler bırakan bu seri katilin peşine düşerler . Tüm şiir dört satırdan ibaret ve imza niteliğinde ... Cinayetleri çözdükçe bir önceki cinayetlerle benzerlik olduğunu farkederler . Yanlış insanı yakaladıklarını düşünürler ve kendilerini sorgularlar . Yasadaki boşluklar nedeniyle suçları cezasız kalanları öldüren bir katilin izini sürmektedirler .
Merak etmeyin spoiler vermem mümkün değil ...
Tahmin edilebilir sonu , olmadık aldatmacalarla süslü püslü ,karmaşık bir senaryoda topladıkları için bilemedim ....
Ama iki dev sanatçı hepi topu kaç filmde birlikteler ki ; izlemeniz gerekli derim ...

Beyazperde.com dan alınan film görseli
The Times göre 2008'deki 100 Kötü Filmler listesine dahil edildi .

Belki iki efsaneyi aynı sahnede görmenin verdiği haz bana filmi sevdirdi ....
Belki o gün kafamı çok yormadan izleyebileceğim bir suç gerilim filmi istedi canım ...
Bilemiyorum ....
Hani puan ver deseniz düşünüyorum da ; puanı sadece efsanevi oyuncular alır benden ...

Gecenin bu saatinde sahuru bekleyenler için bir dua ;

" Yarabbi,
Hayırlar ver başımıza
İyiler çıkar karşımıza. .."

Güzelliklerle dolu , huzurlu sabahlara uyanacağımız sağlıklı  günlerimiz olsun ...

9 Haziran 2016 Perşembe

Heidi

Ailece büyük bir sabırsızlıkla beklediğimiz Heidi ...
Gerçekten annem , babam , ben , kardeşlerim ...
Yaşını başını almış kocaman insanlar ...
Heidi çizgi filminin tadını doyasıya yaşayanlar yani ...
Şimdiki çocuklara anlatmadıysanız , seyrettirip tanıştırmadıysanız ; zaten böyle bir heyecana girmelerini bekleyemezsiniz ...
Hikayeyi hepimiz biliyoruz demek istiyorum ...
İzlesem mi yoksa çizgi filminin tadı bozulur mu diye düşünmedim değil ...
İzledim izledim ...
Ama önce ilk müziğiyle , çizgisiyle benim çocukluğumun Heidi 'sini bir hatırlayalım istedim ...


30 Mayıs 2016 Pazartesi

Bir Geyşanın Anıları

Bir Geyşanın Anıları kitabını okuduğumda anlatamayacağım kadar çok etkilendiğimi itiraf ederek konuya başlasam olur mu ...?
Belki  birinci şahsın ağzından ve gözünden anlatıldığı için gerçek sandım ...
Belki geyşaların farklı dünyalarının kapılarını aralamak bende heyecan yarattı ....
Belki de üslup idi beni büyüleyen ...

Sayuri işte öyküm böyle başlıyor der ;
" Küçük balıkçı köyümüz Yoroido ’da “Sarsak Ev” adını verdiğim kulübede yaşıyordum. Kulübe ,  okyanustan gelen rüzgârın her zaman estiği kayalığın yakınındaydı . Çocukken bana okyanus , çok kötü soğuk algınlığına yakalanmış gibi gelirdi , çünkü hiç durmadan tıksırır ve feci bir şekilde hapşırır gibiydi . Rüzgar denizden muazzam serpintiler getiriyordu . Ben küçük evimizin , okyanusun yüzüne yüzüne hapşırmasından huylanıp rüzgarın yolundan çekilebilmek için arkaya yaslandığına karar verdim . Eğer babam , bir gemi enkazından bir kalas alıp saçak altına yerleştirmeseydi evimiz yıkılabilirdi . Bu da eve değneğine yaslanmış sarhoş bir ihtiyar görüntüsü veriyordu . " syf 13


Bir geyşanın gelebileceği en iyi seviyeye gelse bile kendi hayatı hakkında söz sahibi olamaması , giyeceği kimononun bile başkaları tarafından seçilmesi ....
Bir kelebek kadar narin görünen geyşaların duygularını göstermeden güçlü olmaya çalışması ...
Büyüleyici , kırılgan , masalsı duran gizemlerle dolu yaşamlar ...
Olgun bir kadın olan Sayuri 'nin anlatımıyla ; küçücük kız çocuğu zamanlarını , genç kızlığını , çırak geyşa halini ve yetişkin geyşa oluşunu dinliyoruz ...
Japonya'daki bir köydeki evinden alınan sıradan bir köylü kızının masalsı geyşa olması ....
Okurken Sayuri ile birlikte yaşamış gibi olduğum için bir geyşanın yaşadığı hayat gerçekten de masalsı mı ,  ondan da emin bile değilim ...
Belki bu masalsı duruş yaşamlarının kısıtlamalarla örülü ve gizli hayatlar oluşundan ....
" Babamın yüzü kırışıklıklarla doluydu ve her kırışığa bir sorunu yerleştirmişti, öyle ki , artık bu yüz onun yüzü değildi de , her dalında bir kuş bulunduran ağaç gibiydi .  " syf 14
Bir Geyşanın Anıları

Killing Eve

  İngiliz yazar Luke Jennings'in , Codename Villanelle adlı kitaplarından uyarlanan ve BBC’nin düşük bütçe ile çektiği kaliteli yapımla...