Kitap Yorumu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Kitap Yorumu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

26 Haziran 2016 Pazar

KLON

Uzun zamandır yoksun diyenler , merak eden sevgili güzel yürekler ....
Merhaba;
Ramazan ayı , okullar kapandı , tatiller başladı vs derken ; çoğumuz bambaşka bir koşturma içine girdi . Ben de madem kimseler yok , bir müddet yoğunluğu alışkın olduğum instagram ( tık tık )  vermek etmek istedim . Ben blog olarak yeni yeni tanışma evrelerindeyim . Ama şahsi instagram hesabım çok uzun yıllara dayanıyor . Hep söylediğim gibi telefon çekimleri ile de olsa fotoğraf aşkım bambaşka ... Bu nedenle Didemikabirdelibirdolu instagram hesabım da hareketli olsun istiyorum .
Geçen gün tatilciler , orman yangınları  ve hiç bir insan can kaybına uğramadı haberleri derken ; sadece insan canı mı önemli ...? Doğayı yok ettikçe yaptıklarımız biz kendimize değil mi ...?
Kafada yine deli sorular başladı benim ...
Didemika yine dellendi doldu taştı ....
Aklıma caretta caretta geldi ve instagramda bir paylaşım yaptım . O paylaşımı az değiştirerek blog için de uygulayınca gördüm ki ; o kadar çok güzel yürekli insan varken benim hala umudum var ...
Ne mutlu bizlere ....
En kısa sürede affınıza sığınarak ve kaçırdıklarımı telafi ederek sizlerin neler yaptığına da bakacağım ...
Sonra da cumartesi günü için ; benim sizlerin de yakından tanıdığı bir tanecik eniştem ve kuzeninin Ege'de bir yerlerde işleri çıktı . Ailece yapacağımız planlar da tabi ki suya düştü ... Eldeki imkanlar dahilinde yapılması olası şeyler yine her zamanki gibi son dakikada aklımıza düştü ve  gezenti ekibi yollara düştü ....
Beklediğinize değecek mi beni ; yazım hazır olunca ve sizler de okursanız , göreceğiz .....
Eskihisar Topçular Feribotu ile başlayan çılgın ve inanılmaz hızlı gezi günlüğünde sizlere 12 ayrı nokta için yol bildirimi yapabilirim .. Ama anlatacaklarım çok değil , sanırım , merak etmeyin ...
Hızımıza ve çılgınlığımıza inanır mısınız ; işte orasını bilemem ...

Şimdilik sizlere keyifli ve huzurlu pazarlar dileyerek , günün konusuna geliyorum ....


Kitapçıdasınız ve arkadaşınızın durmadan size söylediği o gerilim romanının adını hatırlamaya çalışıyorsunuz .... Ve işte orada ... Elinize alıp , arka kapağa bir göz gezdiriyorsunuz ;

“ Klonlama uzmanı Doktor Davis Moore’un on yedi yaşındaki kızı tecavüze uğrayıp acımasızca öldürülür. Olay hakkında soruşturma açılır; ancak bir sonuca varılamaz. Aylar sonra Moore kızının eşyalarını polisten geri alır ve bunların arasında kazayla unutulmuş, içinde katilin DNA’sı bulunan küçük bir şişeye rastlar. İşte o an Moore’un beynine korkunç bir düşünce saplanır: Belki kızını değil ama onu öldüren adamı klonlama olanağına sahiptir. Peki kızının katilinin gözlerinin içine bakmaya ne kadar dayanabilecektir?
Justin Finn, üç yaşına bastığında diğer çocuklardan farksızdır. Canlı, neşeli ve sevimli: Ondan zerre şüphe etmeyen anne ve babasının gözündeyse masum bir bebek. Ne var ki yüzü, bir gün mükemmel bir genetik kopya olarak soğukkanlı bir katilinkine tıpatıp benzeyecektir.
KLON küçük bir çocuğun bir gizemi çözmesi için dünyaya getirilişinden yola çıkarak , kötülüğün kaynağını sorgulayan , klişelerden uzak , dahice yazılmış özgün bir roman . Kaldırdığınız her taşın altında bir zeka parıltısı göreceksiniz .”

Elinizden bırakır mısınız artık o kitabı ..?
Yıllar önce aldım ve okudum ...
Hadi hakkında konuşalım ....
Ne o , surat mı astınız bana siz ; heyecanı kaçtı , zaten konu belli , bir de sen anlatacaksın .....
Sakin olalım blog dostlarım ....
Tamam neler yaşanacak az çok bilgi sahibi olup , fikirler üretmeye başladınız bile de  ...
Unuttuğunuz , önemli  kısım şu ki ; tüm bunlar nasıl olacak ....?
Yaklaşık onyedi yıllık bir zaman boyunca adım adım izleyeceksiniz ...
Bilenler susuyor ve bilmeyenlere .....
Ben anlatayım ....
Klon
Kevin Gilfoile

30 Mayıs 2016 Pazartesi

Bir Geyşanın Anıları

Bir Geyşanın Anıları kitabını okuduğumda anlatamayacağım kadar çok etkilendiğimi itiraf ederek konuya başlasam olur mu ...?
Belki  birinci şahsın ağzından ve gözünden anlatıldığı için gerçek sandım ...
Belki geyşaların farklı dünyalarının kapılarını aralamak bende heyecan yarattı ....
Belki de üslup idi beni büyüleyen ...

Sayuri işte öyküm böyle başlıyor der ;
" Küçük balıkçı köyümüz Yoroido ’da “Sarsak Ev” adını verdiğim kulübede yaşıyordum. Kulübe ,  okyanustan gelen rüzgârın her zaman estiği kayalığın yakınındaydı . Çocukken bana okyanus , çok kötü soğuk algınlığına yakalanmış gibi gelirdi , çünkü hiç durmadan tıksırır ve feci bir şekilde hapşırır gibiydi . Rüzgar denizden muazzam serpintiler getiriyordu . Ben küçük evimizin , okyanusun yüzüne yüzüne hapşırmasından huylanıp rüzgarın yolundan çekilebilmek için arkaya yaslandığına karar verdim . Eğer babam , bir gemi enkazından bir kalas alıp saçak altına yerleştirmeseydi evimiz yıkılabilirdi . Bu da eve değneğine yaslanmış sarhoş bir ihtiyar görüntüsü veriyordu . " syf 13


Bir geyşanın gelebileceği en iyi seviyeye gelse bile kendi hayatı hakkında söz sahibi olamaması , giyeceği kimononun bile başkaları tarafından seçilmesi ....
Bir kelebek kadar narin görünen geyşaların duygularını göstermeden güçlü olmaya çalışması ...
Büyüleyici , kırılgan , masalsı duran gizemlerle dolu yaşamlar ...
Olgun bir kadın olan Sayuri 'nin anlatımıyla ; küçücük kız çocuğu zamanlarını , genç kızlığını , çırak geyşa halini ve yetişkin geyşa oluşunu dinliyoruz ...
Japonya'daki bir köydeki evinden alınan sıradan bir köylü kızının masalsı geyşa olması ....
Okurken Sayuri ile birlikte yaşamış gibi olduğum için bir geyşanın yaşadığı hayat gerçekten de masalsı mı ,  ondan da emin bile değilim ...
Belki bu masalsı duruş yaşamlarının kısıtlamalarla örülü ve gizli hayatlar oluşundan ....
" Babamın yüzü kırışıklıklarla doluydu ve her kırışığa bir sorunu yerleştirmişti, öyle ki , artık bu yüz onun yüzü değildi de , her dalında bir kuş bulunduran ağaç gibiydi .  " syf 14
Bir Geyşanın Anıları

16 Mayıs 2016 Pazartesi

Doğa Tarihi

Okuduğum farklı bir distopya tarzındaki kitabı sizlerle paylaşmak isterim .

' Doğa Tarihi '  kitabının kadın kahramanı 35 yaşındaki Doğa , yabancı isimli sitede yaşayan , cipi olan ,  plazada çalışan , Avm 'lerin baş müdavimi , statü olmazsa olmazı olan ve sosyal medyadaki beğen tuşunun istatistiğine takılı kalan insanlardan biri ...
İşine öyle düşkün ki ; cep telefonundan iş ile ilgili maillerini kaçırmadan takip ederek yorumlarda bulunarak iyi bir çalışan olduğunun ispatı içinde ...
Gerçek hayatına dair duyguları yok olmuş sanki bir tiyatro sahnesinde rolü biçilmiş ve yapması gerekenleri belirlenmiş baş aktrist gibi ....

Kitabın başlarında Doğa'nın tek derdi göğüslerinin belirlenen ideal ölçülere göre küçük olması .... İdeal olunca iş yaşamında bile bir adım öne geçeceğini düşünüyor ... (Hayallerinin büyüklüğüne bakınız ....)
Genel bir kimlik karmaşası , iş yerindeki rekabetler derken aşk hayatındaki tatminsizlikler de eklenince kendi yarattığı hayali dünyasında delirme belirtileri göstermeye başlar ... Zayıflama ile ilgili takıntısı delirme sürecini iyice çıkmaza sokar ... 

Doğa Tarihi

10 Mayıs 2016 Salı

Kadının İnce Çizgileri


Merhaba ;
İyi olduğunuzu temenni ediyorum ve sevgilerimi konuya girmeden hemen önce şuracığa bırakıyorum ... Hani belki özleyenler olur mu olur diyerek ... Sevginize , ilginize ve arkadaşlığınıza güvenerek ....

İnternet yokluğu döneminde bir günde bitirdiğim bir kişisel gelişim kitabını görüşlerinize sunuyorum .... Benim çok fazla kişisel eğitim kitabı sever biri olduğum söylenemez . Hep bunu okuyayım derim ; alırım ama kalır ... Çok ilginç ki bu kitabı okudum . Kişisel eğitim kitabı bana kalırsa pek yoruma açık bir şey değil ... Çünkü kişiye göre değişiyor kanımca ....

Kişisel eğitim yelpazesinin ne kadar geniş ve kar getiren bir pazar olduğu bir gerçek ...  Yaşam koçları , seminerler , kitaplar derken gittikçe büyüyor ve gelişiyor ... Ben beceremesem de bir çok kişi kişisel eğitim kitaplarını takip ediyor , okuyor ve yararlanıyor . Nasıl olduğunu açıkçası sıralayamadığım bir çok sebeple ... Kim bilir , belki de ne kadar özel olduğumuzu bilsek de farklı bir ağız iyi geliyor bizlere ... Zorluklarla başederken motive olmak belki de ... Ya da bir başkasının başarısını okuyarak yol bulmak ... Bilemedim ... Çok neden sayılabilir .
Ben lafı çok uzatmadan ; Gamze Sağıroğlu kaleminden "Kadının İnce Çizgileri" alıntılarımı aktarayım isterim .

" Yaşamın bizler için verdiği karar ne olursa olun bizler kendi hayallerimiz için yaşamla işbirliği yapmadıkça hiçbir hayal gerçek olamaz . Emek ve istek birleştiğinde , yaratımın güzelliği , hayallerin gerçekliğine kapıyı açar …   "
Kadının İnce Çizgileri

6 Mayıs 2016 Cuma

Martı Jonathan & Hıdırellez Bereketi

Merhaba ;
Hafta sonu öncesinde sizlerle Martı Jonathan Livingston hakkında konuşmak istiyorum ; gününüze ve sohbetinize beni kabul eder misiniz ....?
Dün yayınlamış olduğum mimde bazı arkadaşlarımın henüz okumadığını gördüm . Amacım yermek ya da kınamak değil ... Tamamıyle kendisini bulabileceklerini düşündüğüm kişilerin okumasını bir an önce sağlamak ... Kendimce kabul buyurursanız dost tavsiyesi benimkisi ....
İnanın kütüphaneden kitabı çıkardım ve doğru hatırlayıp hatırlamadığımı anlamak için şöyle bir göz gezdirdim ... Kitabın içi yer yer martı resimleriyle süslü ve kısacık ... Elimdekine bakıyorum ; 96 sayfa ....
Kalıbı küçük içeriği bir o kadar büyük ... Tekrar okuyup öyle yazmak niyetindeydim , olamadı ...  İyi ki de okumadım ; yoksa o aşkla kitabı yazar bitirirdim herhalde ...

Hafta sonu bir saatinizi bile almayacak bu hikaye , süzülüp gidecek ....
Rüzgara karşı Martı Jonathan Livingston'a el sallar bulacaksınız kendinizi ...
Martı Jonathan Livingston'la kanatlarınıza umut ve inancı yükler ;
' Özgürlük , özgürlük ' çığlılarına eşlik edersiniz belki de ....

Çok detaya girmemek adına tanıtım bültenini paylaşmak istiyorum ;
 " Durgun denizin minik dalgacıkları üzerinde, güneşin altın gibi ışıldadığı pırıl pırıl bir sabahtı.
Sahilden bir mil uzaklıkta, denizi kucaklarcasına ilerleyen bir balıkçı teknesi, martılara kahvaltı zamanının geldiğini haber veriyordu. Binlerce martı, bir lokma yiyecek için mücadeleye girişmişti bile. İşte zor bir gün daha başlıyordu.  "

 " Hepimizin içinde yaşayan gerçek Martı Jonathan 'a  "
diye başlıyor ilk sayfamız ....
Bir martının kendi sınırlarını aşarak nasıl yüksekten uçtuğunun hikayesi anlatılıyor . Sıradanlığı ve sürüye uymayı kabul etmeyen sıradışı Martı Jonathan Livingston ....
 " En yüksek uçan martı, en uzağı görendir.  "
Martı Jonathan Livingston

5 Mayıs 2016 Perşembe

MİM & YAK - YENİDEN YAZ - TEKRAR OKU


Sevgili Belle'nin Kütüphanesi ilk mim için beni davet etmişti ancak bir türlü zamanım olmamıştı derken  ardından  Kahve Molası da mimledi .... Mahcubum geç oldu ...
Blog dostlarına beni mime dahil edip , unutmadıkları için  çok teşekkür ediyorum ... İsimlerine tıklayarak onların bloglarına da bakabilirsiniz .
P.S:  Bu benim için çok zor olacak gibi görünüyor.
Söz konusu kitaplar olunca bende akan sular duruyor . Tabi ki kitap blogger arkadaşlarım kadar olmasam da kendimce fazla hassas noktalarım var . Tamam tamam huysuzluklarım var işte .... Mesela ;
Kitap ucu kıvrık olamayacak ,
Kitap katlanmayacak ,
Kitap satın alırken indirim etiketleri üzerinde olmayacak ,
Kitaptaki herhangi bir yemek veya her türlü içecek lekesi bana çığlık attırabilir ,
.......... devam eder .
Okurken yolda , deniz kenarında vs zarar görmesin diye poşetlerde gezdiririm o derece ...
Hatta çocukken babamın birinci basım kıymetli dediği kitaplar da dahil hepsini okul kitaplarım gibi şeffaf jelatinle kaplardım ... Bugün kitaplığa bakarken gülüyordum ki aklıma mim geldi ...
Niye mi anlattım bunları ; günlerdir hangisini yakarım , hangisini yeniden yaz derim diye mızmızlanıp duruyorum da ondan ...
Kıyamıyorum ki ...
Ben o kitaptan nefret ettim desem bile sadece bana hitap etmiyor , o kadar yani biliyorum ...
' Ben sevmedim .Ama o kitap emek verilerek yazıldı . ' diye içsel çatışmam var .... Sanırsın hepsi gerçekten yakılacak , çizilecek ...
İlk mim ; hepsi bundan ötürü .....
Ve hepsine sonsuz saygılarımı sunarak ; mim kurallarını tekrar belirtelim :

Kurallar şöyle:
Okumuş olduğunuz kitaplardan üç tanesini rastgele seçin.
Bunlardan birini yakmayı, birini yeniden yazmayı, birini de tekrar okumayı tercih edin.
Bunu (en az) üç tur tekrarlayın.

19 Nisan 2016 Salı

Derinliğine Kimse Sevgili Olamadı

Hepinize merhaba;
Yaklaşık 15 gündür aranıza katılamadım ; uzakta kaldım ve çok şey kaçırdım ... Kusura bakmayın ...
Sokağımızın tümünde kaynaklanan Telekom arıza problemi ; şahane bir hızla ancak bugün çözümlenebildi ... Yok yok alt tarafı İstanbul'un ulaşılabilir semtlerinden birinde yaşıyorum ... Dünyanın ücra bir köşesi ya da Antartika değil ... Nedenini bilmeden ilk üç gün arıza , şikayet telefonları ile geçti ... Sonrasında mahalledeki bir inşaat alanında yer alan kabloların koparıldığını sokak sakinleri kendi çabalarıyla öğrendiler ... Bildirimler , şikayetler , muhtar ziyaretleri , dilekçeler , saygı sunmalar derken ... Çok şükür kavuştuk ... Sokakta yaşlı yalnız yaşayan insanlar , eve bakıma gelen sağlık ekiplerini bekleyen yatan hastası olanlar vs .... Şahane teknoloji ve hız çağında çok normal şeyler ... Kaçırdıklarımı bana fısıldarsanız mutlu olurum ...

Bugün sizlere farklı bir yönümle , şiirlerle  merhaba demek istiyorum ;
Yıl 2006 yine ve ben D & R mağazalarının kitap reyonunda kendimi kaybetmişim .... Derken yine tesadüf eseri sözleri ve bir kaç şiiri dışında pek tanımadığım yazar ve şair Cezmi Ersöz ile tanıştım .
Edebiyat yaşamının 25.yılında  "Derinliğine Kimse Sevgili Olamadı" ile , Türk edebiyatında bir ilki gerçekleştirerek yazıyı ve şiiri müzikle buluşturduğu söylendi . Bu da benim ilgimi çekti .
Hele "Kendini Saklama Çiçekleri" adlı şiir albümü ve kitap birlikte olunca mutlu oldum . Cezmi Ersöz tarafından seslendirilen şiirlerin müziklerini Vedat Sakman ve Haluk Çetin hazırlamış.
Ayrıca albümde yer alan ve Vedat Sakman'ın bestelediği Cezmi Ersöz'ün "Cehennem Meleği" isimli şiirini de Leman Sam seslendiriyor dendiğinde ; ben çoktan kasaya koşmuştum bile ....
Arka kapak tanıtımını okuduktan sonra siz ne hissediyorsunuz ...?

" Kimi sevsem, onun hep uzakta bir sevdiği vardı, unutamadığı ilk aşkı ya da onu terk edip giden sevgilisi... 
Kimi derinden sevsem, o bir başkasını derinden hatırlardı.
Öylesine çok sevdim ki onları, başkalarına duydukları sevgiyi anlatmalarını sessizce, içim acıyla kanayarak dinledim.
Beni yitirmekten hiç korkmadılar; çünkü onlara göre fazla iyiydim; bu yüzden ilk anda vazgeçilebilirdi benden .
Beni terk edenlerden tek bir isteğim olurdu.
''Ne olur, bir daha beni aramayın! Çünkü ben kolay unutamıyorum. Çünkü ben size duyduğum o akıl dışı aşk yüzünden keder bahçemi dağıtıyorum. Çocukluğumun o güzel bahçesini.''
Böyle derdim onlara ama yine de ararlardı beni...
Soluksuz ve umutsuz kaldıkları bir gece mutlaka akıllarına ben gelirdim...
O, yedek sevgili!.. "
Derinliğine Kimse Sevgili Olamadı

Çok yakın arkadaşım elimde kitabı gördüğünde tarzının bana pek hitap etmeyeceği konusunda beni uyardı . Gerçekten de arka kapağındaki cümleler beni cezbetmişti ama okumaya başlayınca beklentilerim gibi çıkmadı .... Beklentilere bağlı olarak değişiyor bazı şeyler bildiğiniz gibi ... Kendimizle alakalı aslında her şey ...
Çok hüzünlü , derin anlatımlarla melankolinin içine sürüklendiğimde bıraktım . Ara ara okumaya karar verdim .
Bazı şiirler fazla uzun tutulduğunda sıkıcı da olabiliyor .
Farklı lezzetler de yakalıyorsunuz ... Mesela ; şiirsel seslenişler var ve ardından yazılar yazılmış . Bu hoş geliyor .
Alıntılar yapabildiğim sözleri not etmek keyif verdi .
 " Yaralı insanlar çekerdi , birbirini ...      "

" ' Bak , sen çok iyisin ama bilmediğin çok şey var !... '
Neydi bilmediğim ?.. İyi olduğum için mi , hep koşulsuz sevdiğim , sevdiğim insana kendimi bütünüyle adadığım için mi kaybediyorum durmadan ... İnsanların kaç yüzü vardı ? Bu yüzler nerelerde ve nasıl gizleniyordu ? ....
Sevdiğimi kazanmak için kötü olmam mı gerekiyordu ?... Ama kötü olursam sevgim ne olacaktı ; kötülükle sevgim kalbimde aynı anda nasıl barınacaktı ... Barınabilir miydi ?... Hayatta hep değişmez roller mi vardı ?... Hep kendini saklayan , hep güçlü olan , hep kötü davranan mı kazanacaktı ?...  "


Hani bazı yazarlar , şairler vardır ki asla vazgeçemezsiniz .... Bunu nasıl kaçırdım okumadım dersiniz ... Kalemini , tarzını sever ; benimsersiniz ... Benim için ilk aklıma gelenlerden bir kaçı  ; Orhan Veli Kanık , Cemal Süreya , Özdemir Asaf , Oruç Aruoba , Ümit Yaşar Oğuzcan diye devam eder ....
Cezmi Ersöz benim gönlümde bazı şiirleri ve alıntı sözlerini sevdiğim bir yazar olarak kaldı .
Belki fazla karamsar ve melankolik olmasa daha bir okumak istediğim yazarlar içinde olabilirdi .
Ama benim gönlüme daha çok umut gerekli , ara sıra bazı bazı gelsin karamsarlık ....

İşte o hoş albümdeki şiirlerden de paylaşmak isterim sizlere :

" Pencere
Bir tek pencere arıyorum ; bir tek ...
İyilikle aydınlansın camı ,
Bir tek pencere olsun ve haykırsın istiyorum ;
' Bu dünyada yaşamak için katil olmak gerekmez , ' diye ...
Bir tek pencere sevinçle fısıldasın ;
' Bu dünyada yaşamak anlamlı ve güzel bir şeydir ! ' diye .  "





 " Kendini Saklama Çiçekleri
Aşk bahçemizi küçük tuttuk seninle ;
içinde güvensizlik ağaçları ,
küstümotları ,
kendini saklama çiçekleri ...
Özlem kirli bir kan gibi yüreklerimizi boğmasın ;
yalnızlık karanlık bir orman gibi ,
çökmesin diye içimize ...
Biz aşk bahçemizi küçük tuttuk seninle ;
önümüzde dokunuşlardan uzak ,
insafsız ve çok uzun bir kış var diye ...
Koca bir yaz kendini saklama çiçeklerini
suladık durduk yalnızca ...
Biz , sevgili ! ... Biz , aşk bahçemizi
küçük ;
çok küçük tuttuk seninle ! ....  "
 
Kendini Saklama Çiçekleri




4 Nisan 2016 Pazartesi

Çıkış

Çıkış ve Japon gerilim edebiyatı ile ilk tanışmam ....
Odamdaki mini kütüphaneme bakarken iyi ki korkmadan almışım dedim ...
1. Basım 2006 yılı  ve ben turizm şirketi otobüsü ile Belek 'teki tatilime gidiyorum . Neden ve nasıl yaptım bilmiyorum ama o sene yanıma kitap almamıştım . Sanırım yine oda lazım olursa ya buda lazım olursa diye bavulları şişirdim ve bu seferlik kitapsız mı gideyim dedim , bilemiyorum .
Mola zamanı .... Ben kitapların başında aldım soluğu ... Hayatımda ilk kez hiç bilmediğim ve detaylı bakamadığım bir kitabı arka kapak konusuna göre satın alarak otobüsü kalkarken zor yakaladım ...

 " Japon gerilim edebiyatının en başarılı örneklerinden biri olan Çıkış, sıradan insanların da zamanı geldiğinde birer ölüm makinesine dönüşebileceğini son derece gerçekçi ve sarsıcı bir üslupla ortaya koyuyor.
Tokyo'da, bir fabrikanın gece vardiyasında çalışan dört kadının merkezde olduğu romanında Kirino, ortaklaşa bir suçun gölgesinde yaşayan, birbirinden farklı dört karakterin yaşamını anlatıyor. Ölümcül sırlar, karakterleri birbirine yaklaştırırken aslında onları bir yok oluşa doğru götürüyor.
Çıkış'ın yaratmayı başardığı gerilim düzeyi de, Kirino'nun karakterlerinde saklı.
Japon yazarın karakterleri, soğukkanlı oldukları kadar inandırıcı da.
Başından sonuna hiç düşürmediği temposuyla okuru diken üstünde tutan yazar, ödüllü romanı
Çıkış ile Türk okurlarıyla buluşuyor. "


Çıkış ,            1998 - Japonya Gerilim Ödülü
Soft Cheesk , 1999 - Naoki Edebiyat Ödülü
Çıkış ve Natsuo Kirino
Kitap , Flannery O'Connor şu sözü ile başlıyor ;
 " Hayal kırıklığına giden yol ;
deneyim kazanmayı reddetmekle başlar ....  "

Farklı hayatları ve hayalleri olan Masako, Yoshie, Yayoi ve Kuniko bir yemek fabrikasında gece vardiyasında çalışan  dört kadındır. Hepsinin hayatını geçindirmek için tek ortak derdi ; para ...
Yoshie ; içlerinde en yaşlısı , en tecrübeli fabrika çalışanı ve lakabı ' Kaptan ' . Ölen eşinin ardından ergenlik çağındaki kızına , yatalak kayınvalidesine , sonradan ortaya çıkan büyük kızına ve torununa da bakmaya çalışır .
Yayoi ; içlerinde en güzel olan ... Ama kazandığı tüm parayı kumara yatıran ve şiddet uygulayan bir eşe sahiptir .
Kuniko ; özenti bir karakter .. Üstü açık araba kullanması dolayısıyla , çevrede dikkat çeker ve kendisinden pek hoşlanılmaz . İnanılmaz bir borç batağındadır .
Masako ; iş hayatında hayal kırıklığına uğrayan ve kadın olduğu için yükselemeyen bir insan . Çok yalnız ve belki de içlerinde en iradelisi ... Ergen oğlu hiç konuşmuyor ve kocası içine kapanık .. Birbirleriyle iletişimleri yok .
Bir de erkek karakter Satake var . Aşık mı .... ? Bu aşk mı ... ? Psikopat mı ...? Psikopatlık mı ...?

Yazarın yarattığı farklı karakterlerdeki dört Japon kadınının gerçekçi yaşantısının birebir içindesiniz . Psikolojik ve sosyolojik tahlillerini rahat yapabiliyoruz. Biraz Japon kültürü hakkında da fikir sahibi olabiliyoruz . Kahramanların yıpratıcı iş yaşamının hayatlarına etkisini derinden hissediyoruz .
Ataerkil bir toplum olan Japon toplumunda kadın olmanın zorluklarını yaşayabiliyorsunuz . Aile düzenini kadın sürdürüyor . Omuzlarına ağır yük yüklenen kadınlar bir de çalışarak kendi yaşamlarını düşünmeden feda ediyorlar . İyi bir eş olmak için de çabalıyorlar .

Bir cinayet ve bir suçlu var . Ama bilindik türden değil , alışagelmişin dışında bir tarzda ve akıcı olarak okunuyor .
Bazılarına göre tam bir gerilim sayılmayabilir . Ama ustaca işlenmiş ayrıntılarla örülmüş , biraz depresiflik ve psikopatlık barındıran değişik bir hikaye de diyebiliriz .

Kitabın sonuna doğru katilin yakalanıp yakalanmaması konusunda kendinizle fikir savaşı yapabilirsiniz . İyi ve kötü kim kendinizi sorgulayabilirsiniz ...
Çıkış arayışı sonuçlanabilecek mi ...?

Tanıtım yazısında ; 
" Çıkış, sıradan insanların da zamanı geldiğinde birer ölüm makinesine dönüşebileceğini son derece gerçekçi ve sarsıcı bir üslupla ortaya koyuyor.  " 
diyor ya , bu cümleye özellikle dikkatinizi çekmek istiyorum . Şu zamanda bu hayat şartlarında sık sık duyduğumuz cinayetleri bir düşünün .... Çoğu sakin ve sıradan insanlar ....












18 Mart 2016 Cuma

Tutsak Güneş

Kitap izlenimimle sizleri selamlıyorum ;

Bir gerilim romanı okuduktan hemen sonra başladım ; Tutsak Güneş'e ...
Kitap kapağı hiç beni cezbetmediğinden yanımda kim almaya kalksa hoşlanmadım dedim durdum ... Kuzenim beni dinlemedi ve ben merak ediyorum diyerek aldı . İşin komiği de kendi okumadan benim elime tutuşturdu . Önce sen oku , sonra ben ... İstersen okuma şimdi ... O kadar uzun zaman okunmayanlar arasında bekledi ki ... Sonunda ......

Ayşe Kulin severler bana kızabilir ama ikinci okuduğum kitabı yazarın ... Adı Aylin okumuştum yıllar evvel ve sonra neden okumadım bilmiyorum ... Okumadım sanırım ... Oysa ki Adı Aylin güzeldi ... İlginç ... Okuduysam da hafızamdan silinmiş şu an ...

Tursak Güneş'e gelince çok akıcı ... Öyle ki ; sabah 09:30 gibi başlayıp saat 17:00 civarı bitirmiştim . En kısa sürede ve sıkılmadan okuduğum kitaplardan oldu . Hani muhteşem , kopamıyorsunuz diye değil bu çabucak bitirivermem ... Kendimden korktuğumdan , çok ilgimi çeken tarz değil ya bırakırsam kalır diye .... Benden ötürü yani ...

Anlatımı inanılmaz derecede sade , yormuyor .. Okurken farklı bir gülümseme belirdi yüzümde .. Traji komik belki de ...

Kurgu , ütopik , distopik , Türkiye geleceği mi diye bir sürü farklı yorum var .... Ne derseniz deyin kime göre neyse o işte ...
Kelime anlamlarını araştırdığınızda ; distopya totaliter ve baskıcı toplumu ifade ederken , insanların özel hayatlarını ortadan kaldıran devlete karşılıksız itaati garantileyen bir yer olarak belirtiliyor .
İşte bende kitabın hissettirdiği de bu oldu .. Oysa adı Ramanis Cumhuriyeti ...

Ülkede güneş mi tutsak yoksa ruhlar mı tutsak ......
Tutsak Güneş

Killing Eve

  İngiliz yazar Luke Jennings'in , Codename Villanelle adlı kitaplarından uyarlanan ve BBC’nin düşük bütçe ile çektiği kaliteli yapımla...