Kitap etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Kitap etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

29 Ağustos 2016 Pazartesi

Tadımlık , Yutulmalık , Çiğneyerek Hazmedilmelik Kitaplar Mim

Merhaba sevgili blog dostlarım ;
Bildiğiniz gibi uzun süredir tam zamanlı blog çalışması yapamıyorum .
Her birinizi ayrı ayrı özledim .
Daha kısa sürede paylaşım kolaylığı bakımından şu sıra instagram hesabım daha aktif faaliyet içerisinde ....
Dün Bacon'un okuduğum sözü üzerine instagramda minik bir etkinlik yapmak istedim .
Bu etkinlik sayesinde ; unuttuğum , bilmediğim ya da gözardı ettiğim kitapları hatırlamak amacıyla bir paylaşım yaptım . Sevgili Tigris bunu mim olarak blog sayfasında yayınlamalısın önerisini getirince ; hemen burada da paylaşım yapayım dedim .
Birbirimize önerilerimiz ve hatırlatmalarımız ile kaynaşabiliriz diye de düşünüyorum  ....
İnstagram için tık tık ; çok güzel geri dönüşler başladı bile ...
Didemikabirdelibirdolu facebook sayfasında da paylaşıyorum ..... tık tık

Francis Bacon 'a göre;

" Bazı kitapların tadına bakılmalıdır
Diğerleri yutulmalıdır .
Ve çok azıda çiğnenip hazmedilmelidir . "

Mim konumuz minik görünen ama kocaman alt başlıkları olan üç tane boşluk doldurmaca ;

Tadımlık kitap ............
Yutulması gereken kitap .............
Çiğneyerek hazmedilmesi gereken kitap .........


Tadımlık , Yutulmalık , Çiğneyerek Hazmedilmelik Kitaplar Mim
Sizden ricam şu ki ; noktaların olduğu boşlukları doldurmamız ,
Ve
Kitap sever dostlarınızı bu paylaşıma etiketleyerek , mimleyerek unuttuklarımızı birbirimize hatırlatmamız .
Bu paylaşımı instagramda repost ederek kitap severler arasında bilgi etkinliği sağlayabiliriz de ......

Davetimi şuracığa bırakıveriyorum ve mimlenmek isteyen herkes bu eğlenceye katılsın diyorum .
Ciddiyim hadi etkinliğe katılın ,
Siz de benim gibi hem zorlanıp hem de müthiş keyif alacak mısınız bakalım merak ediyorum ....

Belki beni şaşırtıp davete icabet eden çıkar diyorum ,
Veeeeeee
Yorumlarınızı dört gözle bekliyorum ...

Şimdilik kendimin ve sizlerin önerilerini paylaşmıyorum .
Sizden gelen yorumlarla beraber tekrar yayınlayacağım ki ; kim ne hazineler buldu çıkardı birlikte bakalım istiyorum .
O zaman görüşmek ümidiyle diyorum ...

Bu arada sanıyorum ilk kez bir etkinlik ve mim kendi adıma yapmış oluyorum ....
Pek heyecanlandım ....

Sevgiyle ve huzurla kalın ...

26 Haziran 2016 Pazar

KLON

Uzun zamandır yoksun diyenler , merak eden sevgili güzel yürekler ....
Merhaba;
Ramazan ayı , okullar kapandı , tatiller başladı vs derken ; çoğumuz bambaşka bir koşturma içine girdi . Ben de madem kimseler yok , bir müddet yoğunluğu alışkın olduğum instagram ( tık tık )  vermek etmek istedim . Ben blog olarak yeni yeni tanışma evrelerindeyim . Ama şahsi instagram hesabım çok uzun yıllara dayanıyor . Hep söylediğim gibi telefon çekimleri ile de olsa fotoğraf aşkım bambaşka ... Bu nedenle Didemikabirdelibirdolu instagram hesabım da hareketli olsun istiyorum .
Geçen gün tatilciler , orman yangınları  ve hiç bir insan can kaybına uğramadı haberleri derken ; sadece insan canı mı önemli ...? Doğayı yok ettikçe yaptıklarımız biz kendimize değil mi ...?
Kafada yine deli sorular başladı benim ...
Didemika yine dellendi doldu taştı ....
Aklıma caretta caretta geldi ve instagramda bir paylaşım yaptım . O paylaşımı az değiştirerek blog için de uygulayınca gördüm ki ; o kadar çok güzel yürekli insan varken benim hala umudum var ...
Ne mutlu bizlere ....
En kısa sürede affınıza sığınarak ve kaçırdıklarımı telafi ederek sizlerin neler yaptığına da bakacağım ...
Sonra da cumartesi günü için ; benim sizlerin de yakından tanıdığı bir tanecik eniştem ve kuzeninin Ege'de bir yerlerde işleri çıktı . Ailece yapacağımız planlar da tabi ki suya düştü ... Eldeki imkanlar dahilinde yapılması olası şeyler yine her zamanki gibi son dakikada aklımıza düştü ve  gezenti ekibi yollara düştü ....
Beklediğinize değecek mi beni ; yazım hazır olunca ve sizler de okursanız , göreceğiz .....
Eskihisar Topçular Feribotu ile başlayan çılgın ve inanılmaz hızlı gezi günlüğünde sizlere 12 ayrı nokta için yol bildirimi yapabilirim .. Ama anlatacaklarım çok değil , sanırım , merak etmeyin ...
Hızımıza ve çılgınlığımıza inanır mısınız ; işte orasını bilemem ...

Şimdilik sizlere keyifli ve huzurlu pazarlar dileyerek , günün konusuna geliyorum ....


Kitapçıdasınız ve arkadaşınızın durmadan size söylediği o gerilim romanının adını hatırlamaya çalışıyorsunuz .... Ve işte orada ... Elinize alıp , arka kapağa bir göz gezdiriyorsunuz ;

“ Klonlama uzmanı Doktor Davis Moore’un on yedi yaşındaki kızı tecavüze uğrayıp acımasızca öldürülür. Olay hakkında soruşturma açılır; ancak bir sonuca varılamaz. Aylar sonra Moore kızının eşyalarını polisten geri alır ve bunların arasında kazayla unutulmuş, içinde katilin DNA’sı bulunan küçük bir şişeye rastlar. İşte o an Moore’un beynine korkunç bir düşünce saplanır: Belki kızını değil ama onu öldüren adamı klonlama olanağına sahiptir. Peki kızının katilinin gözlerinin içine bakmaya ne kadar dayanabilecektir?
Justin Finn, üç yaşına bastığında diğer çocuklardan farksızdır. Canlı, neşeli ve sevimli: Ondan zerre şüphe etmeyen anne ve babasının gözündeyse masum bir bebek. Ne var ki yüzü, bir gün mükemmel bir genetik kopya olarak soğukkanlı bir katilinkine tıpatıp benzeyecektir.
KLON küçük bir çocuğun bir gizemi çözmesi için dünyaya getirilişinden yola çıkarak , kötülüğün kaynağını sorgulayan , klişelerden uzak , dahice yazılmış özgün bir roman . Kaldırdığınız her taşın altında bir zeka parıltısı göreceksiniz .”

Elinizden bırakır mısınız artık o kitabı ..?
Yıllar önce aldım ve okudum ...
Hadi hakkında konuşalım ....
Ne o , surat mı astınız bana siz ; heyecanı kaçtı , zaten konu belli , bir de sen anlatacaksın .....
Sakin olalım blog dostlarım ....
Tamam neler yaşanacak az çok bilgi sahibi olup , fikirler üretmeye başladınız bile de  ...
Unuttuğunuz , önemli  kısım şu ki ; tüm bunlar nasıl olacak ....?
Yaklaşık onyedi yıllık bir zaman boyunca adım adım izleyeceksiniz ...
Bilenler susuyor ve bilmeyenlere .....
Ben anlatayım ....
Klon
Kevin Gilfoile

30 Mayıs 2016 Pazartesi

Bir Geyşanın Anıları

Bir Geyşanın Anıları kitabını okuduğumda anlatamayacağım kadar çok etkilendiğimi itiraf ederek konuya başlasam olur mu ...?
Belki  birinci şahsın ağzından ve gözünden anlatıldığı için gerçek sandım ...
Belki geyşaların farklı dünyalarının kapılarını aralamak bende heyecan yarattı ....
Belki de üslup idi beni büyüleyen ...

Sayuri işte öyküm böyle başlıyor der ;
" Küçük balıkçı köyümüz Yoroido ’da “Sarsak Ev” adını verdiğim kulübede yaşıyordum. Kulübe ,  okyanustan gelen rüzgârın her zaman estiği kayalığın yakınındaydı . Çocukken bana okyanus , çok kötü soğuk algınlığına yakalanmış gibi gelirdi , çünkü hiç durmadan tıksırır ve feci bir şekilde hapşırır gibiydi . Rüzgar denizden muazzam serpintiler getiriyordu . Ben küçük evimizin , okyanusun yüzüne yüzüne hapşırmasından huylanıp rüzgarın yolundan çekilebilmek için arkaya yaslandığına karar verdim . Eğer babam , bir gemi enkazından bir kalas alıp saçak altına yerleştirmeseydi evimiz yıkılabilirdi . Bu da eve değneğine yaslanmış sarhoş bir ihtiyar görüntüsü veriyordu . " syf 13


Bir geyşanın gelebileceği en iyi seviyeye gelse bile kendi hayatı hakkında söz sahibi olamaması , giyeceği kimononun bile başkaları tarafından seçilmesi ....
Bir kelebek kadar narin görünen geyşaların duygularını göstermeden güçlü olmaya çalışması ...
Büyüleyici , kırılgan , masalsı duran gizemlerle dolu yaşamlar ...
Olgun bir kadın olan Sayuri 'nin anlatımıyla ; küçücük kız çocuğu zamanlarını , genç kızlığını , çırak geyşa halini ve yetişkin geyşa oluşunu dinliyoruz ...
Japonya'daki bir köydeki evinden alınan sıradan bir köylü kızının masalsı geyşa olması ....
Okurken Sayuri ile birlikte yaşamış gibi olduğum için bir geyşanın yaşadığı hayat gerçekten de masalsı mı ,  ondan da emin bile değilim ...
Belki bu masalsı duruş yaşamlarının kısıtlamalarla örülü ve gizli hayatlar oluşundan ....
" Babamın yüzü kırışıklıklarla doluydu ve her kırışığa bir sorunu yerleştirmişti, öyle ki , artık bu yüz onun yüzü değildi de , her dalında bir kuş bulunduran ağaç gibiydi .  " syf 14
Bir Geyşanın Anıları

16 Mayıs 2016 Pazartesi

Doğa Tarihi

Okuduğum farklı bir distopya tarzındaki kitabı sizlerle paylaşmak isterim .

' Doğa Tarihi '  kitabının kadın kahramanı 35 yaşındaki Doğa , yabancı isimli sitede yaşayan , cipi olan ,  plazada çalışan , Avm 'lerin baş müdavimi , statü olmazsa olmazı olan ve sosyal medyadaki beğen tuşunun istatistiğine takılı kalan insanlardan biri ...
İşine öyle düşkün ki ; cep telefonundan iş ile ilgili maillerini kaçırmadan takip ederek yorumlarda bulunarak iyi bir çalışan olduğunun ispatı içinde ...
Gerçek hayatına dair duyguları yok olmuş sanki bir tiyatro sahnesinde rolü biçilmiş ve yapması gerekenleri belirlenmiş baş aktrist gibi ....

Kitabın başlarında Doğa'nın tek derdi göğüslerinin belirlenen ideal ölçülere göre küçük olması .... İdeal olunca iş yaşamında bile bir adım öne geçeceğini düşünüyor ... (Hayallerinin büyüklüğüne bakınız ....)
Genel bir kimlik karmaşası , iş yerindeki rekabetler derken aşk hayatındaki tatminsizlikler de eklenince kendi yarattığı hayali dünyasında delirme belirtileri göstermeye başlar ... Zayıflama ile ilgili takıntısı delirme sürecini iyice çıkmaza sokar ... 

Doğa Tarihi

6 Mayıs 2016 Cuma

Martı Jonathan & Hıdırellez Bereketi

Merhaba ;
Hafta sonu öncesinde sizlerle Martı Jonathan Livingston hakkında konuşmak istiyorum ; gününüze ve sohbetinize beni kabul eder misiniz ....?
Dün yayınlamış olduğum mimde bazı arkadaşlarımın henüz okumadığını gördüm . Amacım yermek ya da kınamak değil ... Tamamıyle kendisini bulabileceklerini düşündüğüm kişilerin okumasını bir an önce sağlamak ... Kendimce kabul buyurursanız dost tavsiyesi benimkisi ....
İnanın kütüphaneden kitabı çıkardım ve doğru hatırlayıp hatırlamadığımı anlamak için şöyle bir göz gezdirdim ... Kitabın içi yer yer martı resimleriyle süslü ve kısacık ... Elimdekine bakıyorum ; 96 sayfa ....
Kalıbı küçük içeriği bir o kadar büyük ... Tekrar okuyup öyle yazmak niyetindeydim , olamadı ...  İyi ki de okumadım ; yoksa o aşkla kitabı yazar bitirirdim herhalde ...

Hafta sonu bir saatinizi bile almayacak bu hikaye , süzülüp gidecek ....
Rüzgara karşı Martı Jonathan Livingston'a el sallar bulacaksınız kendinizi ...
Martı Jonathan Livingston'la kanatlarınıza umut ve inancı yükler ;
' Özgürlük , özgürlük ' çığlılarına eşlik edersiniz belki de ....

Çok detaya girmemek adına tanıtım bültenini paylaşmak istiyorum ;
 " Durgun denizin minik dalgacıkları üzerinde, güneşin altın gibi ışıldadığı pırıl pırıl bir sabahtı.
Sahilden bir mil uzaklıkta, denizi kucaklarcasına ilerleyen bir balıkçı teknesi, martılara kahvaltı zamanının geldiğini haber veriyordu. Binlerce martı, bir lokma yiyecek için mücadeleye girişmişti bile. İşte zor bir gün daha başlıyordu.  "

 " Hepimizin içinde yaşayan gerçek Martı Jonathan 'a  "
diye başlıyor ilk sayfamız ....
Bir martının kendi sınırlarını aşarak nasıl yüksekten uçtuğunun hikayesi anlatılıyor . Sıradanlığı ve sürüye uymayı kabul etmeyen sıradışı Martı Jonathan Livingston ....
 " En yüksek uçan martı, en uzağı görendir.  "
Martı Jonathan Livingston

5 Mayıs 2016 Perşembe

MİM & YAK - YENİDEN YAZ - TEKRAR OKU


Sevgili Belle'nin Kütüphanesi ilk mim için beni davet etmişti ancak bir türlü zamanım olmamıştı derken  ardından  Kahve Molası da mimledi .... Mahcubum geç oldu ...
Blog dostlarına beni mime dahil edip , unutmadıkları için  çok teşekkür ediyorum ... İsimlerine tıklayarak onların bloglarına da bakabilirsiniz .
P.S:  Bu benim için çok zor olacak gibi görünüyor.
Söz konusu kitaplar olunca bende akan sular duruyor . Tabi ki kitap blogger arkadaşlarım kadar olmasam da kendimce fazla hassas noktalarım var . Tamam tamam huysuzluklarım var işte .... Mesela ;
Kitap ucu kıvrık olamayacak ,
Kitap katlanmayacak ,
Kitap satın alırken indirim etiketleri üzerinde olmayacak ,
Kitaptaki herhangi bir yemek veya her türlü içecek lekesi bana çığlık attırabilir ,
.......... devam eder .
Okurken yolda , deniz kenarında vs zarar görmesin diye poşetlerde gezdiririm o derece ...
Hatta çocukken babamın birinci basım kıymetli dediği kitaplar da dahil hepsini okul kitaplarım gibi şeffaf jelatinle kaplardım ... Bugün kitaplığa bakarken gülüyordum ki aklıma mim geldi ...
Niye mi anlattım bunları ; günlerdir hangisini yakarım , hangisini yeniden yaz derim diye mızmızlanıp duruyorum da ondan ...
Kıyamıyorum ki ...
Ben o kitaptan nefret ettim desem bile sadece bana hitap etmiyor , o kadar yani biliyorum ...
' Ben sevmedim .Ama o kitap emek verilerek yazıldı . ' diye içsel çatışmam var .... Sanırsın hepsi gerçekten yakılacak , çizilecek ...
İlk mim ; hepsi bundan ötürü .....
Ve hepsine sonsuz saygılarımı sunarak ; mim kurallarını tekrar belirtelim :

Kurallar şöyle:
Okumuş olduğunuz kitaplardan üç tanesini rastgele seçin.
Bunlardan birini yakmayı, birini yeniden yazmayı, birini de tekrar okumayı tercih edin.
Bunu (en az) üç tur tekrarlayın.

19 Nisan 2016 Salı

Derinliğine Kimse Sevgili Olamadı

Hepinize merhaba;
Yaklaşık 15 gündür aranıza katılamadım ; uzakta kaldım ve çok şey kaçırdım ... Kusura bakmayın ...
Sokağımızın tümünde kaynaklanan Telekom arıza problemi ; şahane bir hızla ancak bugün çözümlenebildi ... Yok yok alt tarafı İstanbul'un ulaşılabilir semtlerinden birinde yaşıyorum ... Dünyanın ücra bir köşesi ya da Antartika değil ... Nedenini bilmeden ilk üç gün arıza , şikayet telefonları ile geçti ... Sonrasında mahalledeki bir inşaat alanında yer alan kabloların koparıldığını sokak sakinleri kendi çabalarıyla öğrendiler ... Bildirimler , şikayetler , muhtar ziyaretleri , dilekçeler , saygı sunmalar derken ... Çok şükür kavuştuk ... Sokakta yaşlı yalnız yaşayan insanlar , eve bakıma gelen sağlık ekiplerini bekleyen yatan hastası olanlar vs .... Şahane teknoloji ve hız çağında çok normal şeyler ... Kaçırdıklarımı bana fısıldarsanız mutlu olurum ...

Bugün sizlere farklı bir yönümle , şiirlerle  merhaba demek istiyorum ;
Yıl 2006 yine ve ben D & R mağazalarının kitap reyonunda kendimi kaybetmişim .... Derken yine tesadüf eseri sözleri ve bir kaç şiiri dışında pek tanımadığım yazar ve şair Cezmi Ersöz ile tanıştım .
Edebiyat yaşamının 25.yılında  "Derinliğine Kimse Sevgili Olamadı" ile , Türk edebiyatında bir ilki gerçekleştirerek yazıyı ve şiiri müzikle buluşturduğu söylendi . Bu da benim ilgimi çekti .
Hele "Kendini Saklama Çiçekleri" adlı şiir albümü ve kitap birlikte olunca mutlu oldum . Cezmi Ersöz tarafından seslendirilen şiirlerin müziklerini Vedat Sakman ve Haluk Çetin hazırlamış.
Ayrıca albümde yer alan ve Vedat Sakman'ın bestelediği Cezmi Ersöz'ün "Cehennem Meleği" isimli şiirini de Leman Sam seslendiriyor dendiğinde ; ben çoktan kasaya koşmuştum bile ....
Arka kapak tanıtımını okuduktan sonra siz ne hissediyorsunuz ...?

" Kimi sevsem, onun hep uzakta bir sevdiği vardı, unutamadığı ilk aşkı ya da onu terk edip giden sevgilisi... 
Kimi derinden sevsem, o bir başkasını derinden hatırlardı.
Öylesine çok sevdim ki onları, başkalarına duydukları sevgiyi anlatmalarını sessizce, içim acıyla kanayarak dinledim.
Beni yitirmekten hiç korkmadılar; çünkü onlara göre fazla iyiydim; bu yüzden ilk anda vazgeçilebilirdi benden .
Beni terk edenlerden tek bir isteğim olurdu.
''Ne olur, bir daha beni aramayın! Çünkü ben kolay unutamıyorum. Çünkü ben size duyduğum o akıl dışı aşk yüzünden keder bahçemi dağıtıyorum. Çocukluğumun o güzel bahçesini.''
Böyle derdim onlara ama yine de ararlardı beni...
Soluksuz ve umutsuz kaldıkları bir gece mutlaka akıllarına ben gelirdim...
O, yedek sevgili!.. "
Derinliğine Kimse Sevgili Olamadı

Çok yakın arkadaşım elimde kitabı gördüğünde tarzının bana pek hitap etmeyeceği konusunda beni uyardı . Gerçekten de arka kapağındaki cümleler beni cezbetmişti ama okumaya başlayınca beklentilerim gibi çıkmadı .... Beklentilere bağlı olarak değişiyor bazı şeyler bildiğiniz gibi ... Kendimizle alakalı aslında her şey ...
Çok hüzünlü , derin anlatımlarla melankolinin içine sürüklendiğimde bıraktım . Ara ara okumaya karar verdim .
Bazı şiirler fazla uzun tutulduğunda sıkıcı da olabiliyor .
Farklı lezzetler de yakalıyorsunuz ... Mesela ; şiirsel seslenişler var ve ardından yazılar yazılmış . Bu hoş geliyor .
Alıntılar yapabildiğim sözleri not etmek keyif verdi .
 " Yaralı insanlar çekerdi , birbirini ...      "

" ' Bak , sen çok iyisin ama bilmediğin çok şey var !... '
Neydi bilmediğim ?.. İyi olduğum için mi , hep koşulsuz sevdiğim , sevdiğim insana kendimi bütünüyle adadığım için mi kaybediyorum durmadan ... İnsanların kaç yüzü vardı ? Bu yüzler nerelerde ve nasıl gizleniyordu ? ....
Sevdiğimi kazanmak için kötü olmam mı gerekiyordu ?... Ama kötü olursam sevgim ne olacaktı ; kötülükle sevgim kalbimde aynı anda nasıl barınacaktı ... Barınabilir miydi ?... Hayatta hep değişmez roller mi vardı ?... Hep kendini saklayan , hep güçlü olan , hep kötü davranan mı kazanacaktı ?...  "


Hani bazı yazarlar , şairler vardır ki asla vazgeçemezsiniz .... Bunu nasıl kaçırdım okumadım dersiniz ... Kalemini , tarzını sever ; benimsersiniz ... Benim için ilk aklıma gelenlerden bir kaçı  ; Orhan Veli Kanık , Cemal Süreya , Özdemir Asaf , Oruç Aruoba , Ümit Yaşar Oğuzcan diye devam eder ....
Cezmi Ersöz benim gönlümde bazı şiirleri ve alıntı sözlerini sevdiğim bir yazar olarak kaldı .
Belki fazla karamsar ve melankolik olmasa daha bir okumak istediğim yazarlar içinde olabilirdi .
Ama benim gönlüme daha çok umut gerekli , ara sıra bazı bazı gelsin karamsarlık ....

İşte o hoş albümdeki şiirlerden de paylaşmak isterim sizlere :

" Pencere
Bir tek pencere arıyorum ; bir tek ...
İyilikle aydınlansın camı ,
Bir tek pencere olsun ve haykırsın istiyorum ;
' Bu dünyada yaşamak için katil olmak gerekmez , ' diye ...
Bir tek pencere sevinçle fısıldasın ;
' Bu dünyada yaşamak anlamlı ve güzel bir şeydir ! ' diye .  "





 " Kendini Saklama Çiçekleri
Aşk bahçemizi küçük tuttuk seninle ;
içinde güvensizlik ağaçları ,
küstümotları ,
kendini saklama çiçekleri ...
Özlem kirli bir kan gibi yüreklerimizi boğmasın ;
yalnızlık karanlık bir orman gibi ,
çökmesin diye içimize ...
Biz aşk bahçemizi küçük tuttuk seninle ;
önümüzde dokunuşlardan uzak ,
insafsız ve çok uzun bir kış var diye ...
Koca bir yaz kendini saklama çiçeklerini
suladık durduk yalnızca ...
Biz , sevgili ! ... Biz , aşk bahçemizi
küçük ;
çok küçük tuttuk seninle ! ....  "
 
Kendini Saklama Çiçekleri




4 Nisan 2016 Pazartesi

Çıkış

Çıkış ve Japon gerilim edebiyatı ile ilk tanışmam ....
Odamdaki mini kütüphaneme bakarken iyi ki korkmadan almışım dedim ...
1. Basım 2006 yılı  ve ben turizm şirketi otobüsü ile Belek 'teki tatilime gidiyorum . Neden ve nasıl yaptım bilmiyorum ama o sene yanıma kitap almamıştım . Sanırım yine oda lazım olursa ya buda lazım olursa diye bavulları şişirdim ve bu seferlik kitapsız mı gideyim dedim , bilemiyorum .
Mola zamanı .... Ben kitapların başında aldım soluğu ... Hayatımda ilk kez hiç bilmediğim ve detaylı bakamadığım bir kitabı arka kapak konusuna göre satın alarak otobüsü kalkarken zor yakaladım ...

 " Japon gerilim edebiyatının en başarılı örneklerinden biri olan Çıkış, sıradan insanların da zamanı geldiğinde birer ölüm makinesine dönüşebileceğini son derece gerçekçi ve sarsıcı bir üslupla ortaya koyuyor.
Tokyo'da, bir fabrikanın gece vardiyasında çalışan dört kadının merkezde olduğu romanında Kirino, ortaklaşa bir suçun gölgesinde yaşayan, birbirinden farklı dört karakterin yaşamını anlatıyor. Ölümcül sırlar, karakterleri birbirine yaklaştırırken aslında onları bir yok oluşa doğru götürüyor.
Çıkış'ın yaratmayı başardığı gerilim düzeyi de, Kirino'nun karakterlerinde saklı.
Japon yazarın karakterleri, soğukkanlı oldukları kadar inandırıcı da.
Başından sonuna hiç düşürmediği temposuyla okuru diken üstünde tutan yazar, ödüllü romanı
Çıkış ile Türk okurlarıyla buluşuyor. "


Çıkış ,            1998 - Japonya Gerilim Ödülü
Soft Cheesk , 1999 - Naoki Edebiyat Ödülü
Çıkış ve Natsuo Kirino
Kitap , Flannery O'Connor şu sözü ile başlıyor ;
 " Hayal kırıklığına giden yol ;
deneyim kazanmayı reddetmekle başlar ....  "

Farklı hayatları ve hayalleri olan Masako, Yoshie, Yayoi ve Kuniko bir yemek fabrikasında gece vardiyasında çalışan  dört kadındır. Hepsinin hayatını geçindirmek için tek ortak derdi ; para ...
Yoshie ; içlerinde en yaşlısı , en tecrübeli fabrika çalışanı ve lakabı ' Kaptan ' . Ölen eşinin ardından ergenlik çağındaki kızına , yatalak kayınvalidesine , sonradan ortaya çıkan büyük kızına ve torununa da bakmaya çalışır .
Yayoi ; içlerinde en güzel olan ... Ama kazandığı tüm parayı kumara yatıran ve şiddet uygulayan bir eşe sahiptir .
Kuniko ; özenti bir karakter .. Üstü açık araba kullanması dolayısıyla , çevrede dikkat çeker ve kendisinden pek hoşlanılmaz . İnanılmaz bir borç batağındadır .
Masako ; iş hayatında hayal kırıklığına uğrayan ve kadın olduğu için yükselemeyen bir insan . Çok yalnız ve belki de içlerinde en iradelisi ... Ergen oğlu hiç konuşmuyor ve kocası içine kapanık .. Birbirleriyle iletişimleri yok .
Bir de erkek karakter Satake var . Aşık mı .... ? Bu aşk mı ... ? Psikopat mı ...? Psikopatlık mı ...?

Yazarın yarattığı farklı karakterlerdeki dört Japon kadınının gerçekçi yaşantısının birebir içindesiniz . Psikolojik ve sosyolojik tahlillerini rahat yapabiliyoruz. Biraz Japon kültürü hakkında da fikir sahibi olabiliyoruz . Kahramanların yıpratıcı iş yaşamının hayatlarına etkisini derinden hissediyoruz .
Ataerkil bir toplum olan Japon toplumunda kadın olmanın zorluklarını yaşayabiliyorsunuz . Aile düzenini kadın sürdürüyor . Omuzlarına ağır yük yüklenen kadınlar bir de çalışarak kendi yaşamlarını düşünmeden feda ediyorlar . İyi bir eş olmak için de çabalıyorlar .

Bir cinayet ve bir suçlu var . Ama bilindik türden değil , alışagelmişin dışında bir tarzda ve akıcı olarak okunuyor .
Bazılarına göre tam bir gerilim sayılmayabilir . Ama ustaca işlenmiş ayrıntılarla örülmüş , biraz depresiflik ve psikopatlık barındıran değişik bir hikaye de diyebiliriz .

Kitabın sonuna doğru katilin yakalanıp yakalanmaması konusunda kendinizle fikir savaşı yapabilirsiniz . İyi ve kötü kim kendinizi sorgulayabilirsiniz ...
Çıkış arayışı sonuçlanabilecek mi ...?

Tanıtım yazısında ; 
" Çıkış, sıradan insanların da zamanı geldiğinde birer ölüm makinesine dönüşebileceğini son derece gerçekçi ve sarsıcı bir üslupla ortaya koyuyor.  " 
diyor ya , bu cümleye özellikle dikkatinizi çekmek istiyorum . Şu zamanda bu hayat şartlarında sık sık duyduğumuz cinayetleri bir düşünün .... Çoğu sakin ve sıradan insanlar ....












18 Mart 2016 Cuma

Tutsak Güneş

Kitap izlenimimle sizleri selamlıyorum ;

Bir gerilim romanı okuduktan hemen sonra başladım ; Tutsak Güneş'e ...
Kitap kapağı hiç beni cezbetmediğinden yanımda kim almaya kalksa hoşlanmadım dedim durdum ... Kuzenim beni dinlemedi ve ben merak ediyorum diyerek aldı . İşin komiği de kendi okumadan benim elime tutuşturdu . Önce sen oku , sonra ben ... İstersen okuma şimdi ... O kadar uzun zaman okunmayanlar arasında bekledi ki ... Sonunda ......

Ayşe Kulin severler bana kızabilir ama ikinci okuduğum kitabı yazarın ... Adı Aylin okumuştum yıllar evvel ve sonra neden okumadım bilmiyorum ... Okumadım sanırım ... Oysa ki Adı Aylin güzeldi ... İlginç ... Okuduysam da hafızamdan silinmiş şu an ...

Tursak Güneş'e gelince çok akıcı ... Öyle ki ; sabah 09:30 gibi başlayıp saat 17:00 civarı bitirmiştim . En kısa sürede ve sıkılmadan okuduğum kitaplardan oldu . Hani muhteşem , kopamıyorsunuz diye değil bu çabucak bitirivermem ... Kendimden korktuğumdan , çok ilgimi çeken tarz değil ya bırakırsam kalır diye .... Benden ötürü yani ...

Anlatımı inanılmaz derecede sade , yormuyor .. Okurken farklı bir gülümseme belirdi yüzümde .. Traji komik belki de ...

Kurgu , ütopik , distopik , Türkiye geleceği mi diye bir sürü farklı yorum var .... Ne derseniz deyin kime göre neyse o işte ...
Kelime anlamlarını araştırdığınızda ; distopya totaliter ve baskıcı toplumu ifade ederken , insanların özel hayatlarını ortadan kaldıran devlete karşılıksız itaati garantileyen bir yer olarak belirtiliyor .
İşte bende kitabın hissettirdiği de bu oldu .. Oysa adı Ramanis Cumhuriyeti ...

Ülkede güneş mi tutsak yoksa ruhlar mı tutsak ......
Tutsak Güneş

19 Şubat 2016 Cuma

HERKES, BİRİSİ, HERHANGİ BİRİ VE HİÇ KİMSE….

Biraz umut kırıntısı bulmam gerek derken ; elimde yine  Kendi Kutup Yıldızını Bul kitabım .... Hikayenin kaynağı yani .... Düşündürücü , yalın ve çarpıcı ...
Birilerini suçlamak yerine .....  Herkes üstüne düşen işi yapsa ....
 " Bir olmak  "  , herkesin üzerine düşen işi yapması , insanca davranmak .... Bu kadar mı zor ..?
İnsanlar öldükten sonra suçlamışsın , yazmışsın , tartışmışsın , öneri getirmişsin , çözüm üretmişsin ne kıymeti var!
Herkes bir olup ; karşılıksız bile olsa , çıkarsız herhangi biri için herhangi bir şey yapsa ....

HERKES, BİRİSİ, HERHANGİ BİRİ VE HİÇ KİMSE….

Bu öykü HERKES, BİRİSİ, HERHANGİ BİRİ, ve HİÇ KİMSE adlarında dört kişi ile ilgilidir.

Yapılması gereken önemli bir iş vardı ve HERKES bu işi BİRİSİNİN yapacağından emindi.

BİRİSİ bu durumuna sinirlendi; çünkü iş HERKES’in işiydi.

HERKES işi HERHANGİ BİRİ’nin yapabileceğini düşünüyordu.

Fakat HERKES’in o işi yapamayacağını HİÇ KİMSE anlamamıştı.

Sonuçta HERHANGİ BİRİ’nin yapabileceği bu işi HİÇ KİMSE yapmadığından, HERKES, BİRİSİNİ suçladı.

Yazan: YIBA GLASS

Bu yüzden herkes kendi üzerine düşeni  önceden yapmalıdır.

Diyeceğim o ki ; lütfen birbirimize nefret yerine sevgiyle bakalım ...
Can kulağı ile dikkatle birbirimizi dinleyelim ve ortak çözümler üretelim ...
Elden ele biraz umut ve mutluluk kırıntısı için ...
Elim sizde ...
Huzurlu , aydınlık , umut ve mutluluk dolu yarınlara ...

HERKES, BİRİSİ, HERHANGİ BİRİ VE HİÇ KİMSE….

15 Şubat 2016 Pazartesi

Kaçıranlara İzlenesi " The Mentalist "

Benim kimilerine göre kusur sayılan ama kendimce özelliklerimden biri ; modayı yakından takip etmemem ... Bu özelliğim sadece moda ile sınırlı değil ne yazık ki ... Yeni kitaplar , filmler , diziler vb gibi devam ediyor . Özellikle yaptığım bir durum söz konusu olmamakla birlikte tüm yorumlar bittikten sonra etki altında kalmadan tadını çıkarma belki ... Tam durumumu henüz keşfedememekle beraber ; hal ve tavırlarım hakkında bir bilgi aktarayım dedim ... Yani durduk yerde size sandıktan eskilerden  bir şeyler çıkarıp sunabilirim ; belki daha önce kaçıranlar benden yakalar belli mi olur ...

Belki bazınıza göre çok şey kaçırmış olabilirim ; ama iyi ki öyle yapıyorsun diyen de var ... Bu durum her zaman böyle değil ama bu ayrı bir konu .... Kimi zaman bir bakmışsınız ilk benden duymuşsunuz ; kimyam değişiyor sanırım ... Mesela Issız Adam ilk çıktığında çok gitmek istedim. Ama bir türlü o sıralar ilk haftalara denk getiremedim iş yoğunluğundan ... Sonra o kadar çok yorum yapıldı ki ; ben bu filmi etki altında seyredemem dedim. Çok aktif bir twitter kullanıcısı olmamakla birlikte bir gün  ' Issız Adam seyretmeyen tek kişi benim sanırım .. ' diye bir tweet atmış bulundum . Bir arkadaşım daha piyasaya bile sürülmeyen , henüz daha sosyal medyada konuşulma aşamasında olan ' İncir Reçeli ' seyretmelisin tavsiyesinde bulundu . Bir de sırtımı sıvazladı ; iyi ki izlememişim ... Ta taaaaaaammmm bendeniz ilk İncir Reçeli izleyip tabiri caizse hönkürerek ağlayanların başında oldum . Bu işe kendim de şaştım , o da ayrı bir konu ... Merak eden olur mu bilmem ama ; Issız Adam , Benjamin Button Hikayesi vb hala seyretmedim .

Yine yıllar evvel inanılmaz yoğun bir çalışma tempom vardı . Yemekleri bile çalışma masasında yediğim , geceleri eve dönebildiğim türden ... Birden kaç yaşındayım bari şu dans hayalimi gerçekleştireyim dedim ve bir kursa yazıldım . ( Bu da ayrı bir konu belki bir ara paylaşırız. ) Beyoğlunda Akademi İstanbul Salon Dansları öğrencileri arasına katıldım . Sanırım erken gittim o gün bilmiyorum , ayaklarım Robinson Kitabevi'e gitti . İlk kez girdiğim kitabevine adeta aşık oldum . Kendimi ne kadar zaman kaybettim bilmiyorum ; ayıldığımda elimde Christian Jacq  Ramses vardı . Babam ve kardeşlerimle  bizim için Mısır özel olduğundan herhalde , kitabı aldığım gibi çıktım . Soluksuz okudum ve devamını bir aydan fazla her kitabevinde aradım ; bulamadım . İnternetten araştırma yaptım ki ne göreyim ; kitap yeni çıkanlarda inanılmaz ses yapmış ve ikinci kitabın çıkmasına daha çok varmış . İnanamadım ; kitabımı kendim keşfetmiştim . Kitabı çok daha önce aldığımdan ilk ben okudum gibi oldu ....

Anlayacağınız ilginç bir karakter sahibi bir arkadaşınız olarak karşınızdayım ....

The Mentalist

13 Şubat 2016 Cumartesi

Uluslararası Kitap Değişim Günü

14 Şubat Sevgililer Günü olması dışında, farklı bir anlamı daha var : 
“Dünya Kitap Değiş Tokuş Günü”


14 Şubat genelde Sevgililer Günü olarak bilinse de, 2012 yılından beri Uluslararası Kitap Değişim Günü olarak kutlanmakta. Amerika Birleşik Devletleri’nin Minnesota eyaletinden 6 yaşındaki Jack Broadmoore tarafından ortaya atılan bu gün, Jack’in annesine bir tatil günü icat ettiğini söylemesi ile başlıyor. “Kitap Değişim Günü” adını verdiği bu günde arkadaşlarını ve ailesini kendi aralarında kitap değişimi yapmaya cesaretlendiriyor.

Çocuk kitabı yazarı olan annesinin, Jack’in fikrinden yola çıkıp çocuklara bedava kitap verilmesini desteklediği blog yazısından esinlenen Hindistan, Güney Afrika, Avustralya, Brezilya, Filipinler, Singapur, Birleşik Krallık, Yeni Zelanda ve ABD’de ki blog yazarları da insanları Uluslararası Kitap Değişim Günü’nü kutlamaya çağırdı.

Uluslararası Kİtap Değişim Günü’nü kutlamanın üç kolay yolu var:

1. Bir arkadaşınıza veya bir akrabanıza kitap verin
Kullanılmış, yeni ya da ödünç aşınan bir kitabı aileniz ve yakın dostalarınızla paylaşın.

2. Bir lobiye ya da bekleme odasına bir kitap bırakın
Çocukların beklemekten sıkılabilecekleri, çok az ya da hiç kitabın olmadığı bir oda seçin ve oraya gizlice ya da reklamınızı yapa yapa parasını ödediğiniz bir kitabı bırakın. Buradaki amaç çocuklara kitap okuma sevgisini aşılamak, o yüzden eğlenceli bir kitap seçin.

3. Bir kitap bağışlayın
Bir kutu çocuklarınızın ya da kendinizin okuduğu ve paylaşmak istediğiniz kitapları gerçekten işe yarayacak insanların eline ulaştırın.
Kitaplarınızı yerel ikinci el kitapçılarıza, kütüphanelere, çocuk hastanelerine ya da barınaklarına bağışlayabilirsiniz, ya da kitaplarınızı ihtiyacı olan çocukların ellerine ulaştaracak kampanyalara katılabilirsiniz, TEGEV gibi direkt olmayan ya da Kardeş Okullar gibi direkt bağış yöntemlerini seçebilirsiniz.

4. Duyan bilen artsın, herkes daha çok kitap değişimi yapsın.
Hikayenizi ve fotoğraflarınızı #giveabook etiketi ile sosyal medyada paylaşın ki kitap değişimimiz çoğalsın.

Uluslararası Kitap Değişim Günü’nün websitesi: http://bookgivingday.com/



Yukarıdaki yazı http://www.yesilist.com/cms.php?u=kitap-degisim-gunu-kutlu-olsun&id=1346 adreslerindeki Görkem Gömeç'in yazılarından derlenmiştir.

28 Ocak 2016 Perşembe

' Kendi Kutup Yıldızını Bul '

Eski bir dosttan gelen bir hediye ' Kendi Kutup Yıldızını Bul ' bu kitaptan bir önceki yazımda bahsetmiştim sizlere...

Alfa Yayıncılık'dan çıkan Nüvide Gültunca Tulgar'dan Yaşama Sevincinizi Artıran Öyküler

' Seçtiğiniz hayat sizi mutlu ediyor mu? Yoksa başkalarının hayatını yaşamaktan, başkalarının arzularını karşılamaya çalışmaktan yorulduğunuzu mu hissediyorsunuz? Kendinizi bu ormanın içinde kaybolmuş hissediyorsanız üzülmeyin. Sizi karanlıklardan çıkaracak olan birisi var: Kendiniz! Başınızı yukarı kaldırın, bakın ve görün; kendi kutup yıldızınızı bulun, onu izleyin.

Bu kitapta yer alan bütün cümleler, yaşam enerjinizi yitirdiğinizi hissettiğinizde ya da zorluklarla baş etmeye çalışırken yeterli güce sahip olmadığınızı düşündüğünüzde size güç verecek cümleler...

Yazılarından ya da söylemlerinden alıntılar bulacağınız kişiler her çağdan, her yaştan ve her ülkeden yüreğimize hitap ediyorlar. Leonardo da Vinci'den Mevlana'ya, Epictetos'tan  Katharine Hepburn'e, Stendahal'den Rahibe Teresa'ya kadar herkes burada size, Bize, insanlığa sesleniyorlar. '

Kendi Kutup Yıldızını Bul

Killing Eve

  İngiliz yazar Luke Jennings'in , Codename Villanelle adlı kitaplarından uyarlanan ve BBC’nin düşük bütçe ile çektiği kaliteli yapımla...