25 Mart 2016 Cuma

Çok Pişmiş / Burnt

Bana kendimi iyi hissettirecek bir film gerek a dostlar ....
Eğlenceli , yani şöyle yormadan vakit geçirmeli ....
Derken sürekli gözüme takılan ama neden bilinmez bir türlü seyretmediğim ' Çok Pişmiş ' oltama yakalandı ....
E başrol oyuncumuz Bradley Cooper olunca .... Yok hani  “yakışıklı çocuk” diye değil canım , yanlış anladınız siz beni .... Keskin Nişancı, Felekten Bir Gece, Düzenbaz filmlerinden hatırlarsınız diye , öyle demiştim .... Heeheehheee ,  hı hı hıııııı , yemezler dediğinizi duyuyorum ama ben ....

Karizmatik bir aşçı rolünde kabul ediyorum da ; bir o kadar da geçmişi ve kendi sorunlu bir insan ...

Oyuncu kadrosu oldukça zengin filmde ; Sienna Miller, Uma Thurman, Emma Thopmson gibi isimler de yer alıyor. Ama bana göre ana karakter karizmatik şef kaplamış tüm filmi ... Hakimiyet ; “yakışıklı çocuk” ta ...  Aslına bakarsanız , Uma Thurman ve  Emma Thopmson konuk oyuncu ....

Son dönemlerde çeşitli versiyonlarda  bir çok şef hikayesi  konulu film izledik gibi ... Hatta Ratatouille ile animasyon filmindeki minik şef fareye bayılmayan var mıdır ? Bu da ,  bir yenisi ...

Filmin konusuna gel artık derseniz de ;  Adam , yani bizim “yakışıklı çocuk”  ününü kaybetmiş ve dibe vurmuş bir şeftir . Hayata yeniden dönmek ister ve bunun için çabalar . Dram ve komedi  barındıran filmde bizim yakışıklı çocuk , çok hırslı ve mükemmeliyetçi şef rolünü üstlenmiş . ....

Önemli uyarı : Film boyunca acıkma hissinizle baş etmek zorunda kalabilirsiniz .
Çok Pişmiş Film Afişi * internet alıntı

24 Mart 2016 Perşembe

Şövalye Teyzesi Olmak

Merhaba dostlar ;

Öncelikle tam 93 yıl önce Mustafa Kemal Atatürk Time Dergisi'ne kapak olmuş ... Bunu biliyor muydunuz ; tam bugün ...  Az önce yine iç karartıcı haberler ile boğuşurken fark ettim , unutmuşum ...

Bu arada şehit vermeye devam ediyoruz . Gündem değişiyor ama şehit haberlerinin ardı arkası kesilmiyor . Her an ocaklara ateşler düşüyor ... Biz utanca boğulmaya devam ediyoruz .

Dün biraz umut , neşe , enerji kazanalım diye bir film seyrettim . ' Çok Pişmiş '
Niyetim film hakkında kısa sohbetti ; ama yine yüreğimdekileri dökmeden gidemeyeceğim .

Hani sosyal medyada okudum demiştim ... İçimi acıtan ,  kafamda dönen bir kelime var ya ;
"bu benim suçum mu"
Buldum sizler için ... O kadar çok çalıştığı çocuk , genç , büyük insan travması var ki ....
Cemre Soysal twitter hesabında paylaşmış ; herkese açık bir hesap olduğu için paylaşıyorum :
 " Tecavüze uğramış bir çocukla hiç yüzleştiniz mi? Ben aylarca seans yaptım. Ve aylarca şunu sordu "bu benim suçum mu"   " CemreSoysal profili için

Dün önerge iptali nedeniyle inanılmaz bir şok yaşadık . Ancak çocuk için art niyetsiz , parti , siyasal kimlik gözetmeden birleşip tek yürek olununca .... Çocuk istismarıyla ilgili ortak bir araştırma komisyonu önergesinin Meclis'te görüşülerek kurulacağı söylendi ....

Ha bu arada pedofili hep varmış ... Eeeeeee yaniiiii ... Bu ne demek ...? Biri bana anlatsın lütfen .. Doğal mı ? Savunalım mı ? Neyin kafasındayız ? ....

Fransa'da yaşayan bir arkadaşım ile yaptığım görüşme sonrasında paylaşmam gerekenler var diye düşündüm ... Hani dedim ya dün Fransa'da bir prens teyzesiyim ... Uzaktan takipteyiz yakışıklımızı ...
Arkadaşım aslında benim minnak kardeşimin can dostlarından ... E bizim ailenin bir parçası yani ... Anne ve babamın uzaktaki kızları ... Hastalansa , üzülse onlar burada on kat üzülüp ; duaya başlar yani ...
Bizim hatun esasında sıkı bir çalışma delisi idi ... Ama öyle böyle değil ... Tuttuğunu koparan , zeki , cesaretli , bilgili ...  İstanbul'da önemli yerlerin işletmeciliğini yapan cevval hatunlardan ... Eş dost çevresi öyle bir kültür yelpazesindeydi ki aklınız durur ... Hadi canım bunu da mı tanır ?
Bu ne alaka ? diye şaşacağınız bir çevre ... Bunları niye mi diyorum ; hava atıp ahkam kesmek değil amacım ... Öyle değişik , zor , çevrelerde yer aldı ; öyle insanlarla başa çıktı ki ... Onu anlatıp hatunun cevheri gösterebilmek amacım ... İş kadını olarak gözü kendini bile görmezdi ... Sağlığı mı bozulacak ; önce iş derdi ....
Neyse bir gün bizimki bir Fransız eğitimci ile tanıştım ; evleniyorum dedi ... Biz şok ... Aşk ...
Her şeyi bıraktı ve Fransa'ya gitti ... Güney Fransa taraflarında bu çevresiyle zerre kadar alakası olmayan kendi halinde bir yer ... Doğayı seven biri olarak pek sevdi buraları ... Bir gün anne oluyorum haberini verdi ... Biz telaşa kapıldık , sevinemedik ... Sağlığı nedeniyle büyük risk demekti ... Allah'a şükür her şey yolunda gitti . Ataol Henri ile 2014 yılında tanıştık . Az biraz Türkçe ve bol Fransızca anlaşmalar ....

Arabada kucağımıza yattığında telefon ile çektiğim bir fotoğraf ... Gülüşüne bak ; melek ...
Ataol gülünce

23 Mart 2016 Çarşamba

Sadece Ana yarısı Bir Teyzeyim ...

Bugün içimdekileri dökmek için buradayım hemen söyleyeyim kimse kusuruma bakmasın ....

Günlerdir ben , sen , o , olamadığımız biz olarak inanılmaz zor günler yaşıyoruz .
Yine de insanız ya biraz umut kırıntısına tutunalım çabasıyla bir şeyler peşindeyiz ...
Ama olmuyor ....
Elimizdekilerle bile yetinmemize izin verilmiyor ...
Ya sabır çeke çeke gün geçmiyor ...
Terör belasından acımız tazeyken bir de Bürüksel'de bir saldırı haberi daha ...
Bana ne diyen var mı içinizde ...?
Hiç sanmıyorum .
Çünkü yaşayan , çeken bilir derler ya ...
Bizi anlayan olmasa da biz anlarız onları ...
Taaa içimizde yaşarız ....
İnstagram , Bürüksel acısını paylaşmış .
Haklı olarak isyan eden edene ....
Türk canı can değil mi ...?
Niye çifte standart ?
Protesto başlamış başlamasına da kimin umurunda .....
Hoş bu arada oradaki protestoda bile yön şaşmış ya o da ayrı konu ... İnstagram paylaşımı altına herkes Türkiye 'yi  unuttun mu , Türkleri niye ayırıyorsun , Ankara , İstanbul terör olayları niye görmezden geliyorsun gibi söylemler paylaşmış . Bazıları da dikkat çekebilmek için ;
Atatürk'ün tüm dünya tarafından bilinen ' Yurtta sulh cihanda sulh ' sözünü paylaşıyor .
Konuyu anlamayan birileri de; cumhurbaşkanımızı sevdiğini yazmış ... Laf ola beri gele ....
Konuyla ne alaka şimdi ... Olay kim kimi seviyor değil ki ... Arkadaş , sanırım tüm dünya tarafından tanınan büyük lider Mustafa Kemal Atatürk ismini görünce olayı yanlış anlamış ...
Güler misin ağlar mısın ...? Protesto etmeyi bile ' Biz ' olarak beceremiyoruz ...

Derken yetmiyor bu kadarı da yetmiyor ....
Çocuk tacizlerine talihsiz açıklamalar  , yorumlar okuyorsun ....
Kardeşim çocuk bunlar çocuk ....
Vicdanımıza ne oldu a dostlar ...?
Çoğuna sosyal medya sansasyonu deyip kulak tıkamaya çalışıyorsun ; ama yenilir yutulur cinsten değil ki .....
Açıklamaya bakın :
 " Aile Bakanı: Bir kere rastlanan bir olay Ensar Vakfı’nı karalamaya gerekçe olamaz; hizmetlerini takdir ediyoruz  "
Bir kereye mahsus ....
Ne diyeyim ben ....
Çocuğa uzanacak eller ve biz , bir defaya mahsus diyeceğiz ....

Benim çocuğum yok anne değilim ; sadece ana yarısı bir teyzeyim ...
Kuzum var , Lokumum var , Fransa'da bir prensim var onların teyzesiyim yeter mi .... ?
Masum binlerce evladın teyzesi olabilir miyim ... ?
Sosyal medyadan bile teyzesi olarak sevdiklerim , ismini yazamadığım onlarcası ....
İzin verir misiniz ...?
İsyanım kabul görür mü ...?

Sosyal medyada bir paylaşım gördüm ; doğru ya da yanlış kesinliği konusunda bilgim yok .
Bir çocuk psikolojisi uzmanı çocuk taciziyle ilgili bir paylaşım yapıyor .
Eğer doğru hatırlıyorsam ; 
" Bilmem kaç zaman bunu yaşayan bir çocukla çalıştım . Tüm o zamanlar boyu bana aynı soruyu sordu : ' Bu benim suçum mu ? '  "
Altına biri yazıyor ;
 " Sen esas bir şehidin çocuğu ile çalış ....  "   gibisinden bir paylaşım ...
Uzman tekrar cevap veriyor ;
 " Evet , şu bölgede şehid olan bir babanın çocuğuyla şu kadar zaman çalıştım . Şimdi izninizle çocuk tacizi ile ilgili protesto yapabilir miyim ? ....  "

Dedim ya yanlış bir haber de olsa ; önemli olan bunu bile uydurabilecek bir kafaya gelmişiz ne yazık ... Nasıl böyle bir durumun kıyaslaması olabilir ... Bir acının diğer acıdan üstün olması mümkün mü ... ? Acı acıdır ... Ailelere , ocaklara düşen ateş .... Hem seni hem beni yakar ....
Yaşayan bilir ... Yurdum bunu her gün yaşar oldu ne yazık ki ....

Hangi çocuktan nasıl özür dileyeyim ...?
Kendimi nasıl affettireyim ...?
Sokaklarda gönüllerince oynayamadıkları için mi ...?
Patlayacak bombalara karşı koruyamadığım için mi ....?
Uzanan elleri kıramadığım için mi ...?
Çocuk olmalarına , çocuk kalmalarına izin verilmeyen bir dünya için mi ....?
Allah'ım affetsin bizleri ....
Biz insan olmayı ve insanca yaşamayı beceremiyoruz ....


Öyle bir migren saplandı ki ne gündüz ne gece uyuyabildim ... Tavanlarla konuştum ...
Rabbim'e yalvardım ... Gözümü kapattığımda yeşil hayal ettim , mavi gökyüzü , deniz ....
Karanlıktan başka bir şeye gözümü açamıyorum .... Ben balık burcuyum , en renkli rüyalar bendeydi hani ....

Yüreğime taş oturdu taş ....
Yoruldum ...
Güzel günleri beklemekten ;
Umut etmekten ,
Sabretmekten ,
Yorulmaktan yoruldum .....


Ben yine de bu bahar umutlarıyla dolu günlerde ; bahar tomurcukları fotoğrafı paylaşıyorum ....
Herkese ve her şeye rağmen .....

Bahar Umudu Olsun








22 Mart 2016 Salı

Nefret Sekizlisi / The Hateful Eight * Quentin Tarantino Filmi *


Merhaba film sever dostlar mı yoksa sadece Tarantino filmi sever dostlar mı desem bilemedim ....
Ben hepinize tek tek şuracığa içten bir merhaba bırakıyorum ;

Yine günlerden bir gün biz kafadarlar  yani ; minnak kardeş ve birtanecik eniştem olarak film seyredelim muhabbeti içerisine girmiş idik . Uzun uzun ya şundadır ya bunda diyerek süren film seçme çabalarımız bir hayli geç bir saatte sona erdi ve Nefret Sekizlisi olarak karar verildi .
Aksiyon , macera , western ve Tarantino dedik .....

Film iç savaş sonrası inanılmaz bir kar fırtınası sırasında yol alan posta arabasıyla dağdan geçerken sığınak arayan arabacı , ödül avcısı ve tutsak ile başlıyor ... Aslında tutsak filmdeki tek kadın karakter ... Nefes kesen kar manzaraları seyrediyorsunuz . Karakterlere bir yenisi eklenirken ardından bir tane daha ... Şimdi bu yeni karakter ile daha da canlanıyor derken uyku perileri başımızda uçuşmaya başlıyor .... Ve biz kafadarlar daha fazla dayanamayıp , uykuya teslim oluyoruz .

Filmin tamamını tek başına oturup , kavrulmuş fındık eşliğinde seyretmek bendenize nasip oldu ...

Film tam da adı gibi nefret dolu sekiz kişinin nasıl olup da bir araya geldiğinin macerası aslında ...
Müthiş kar manzaralarını , ahır ve tuvaleti saymazsak tek bir mekanda gerçekleşiyor .
Film boyunca en fazla 15 - 16 kişi görüyorsunuz . Ama ana konu toplamda 8 kişi  üzerinde ...

Filmin hikaye kısmına gelecek olursak ; kar fırtınasındaki posta arabasını hatırlarsınız ...
Arabadaki yolcular ; ödül avcısı Cellat John Ruth (Kurt Russell) ve yakaladığı başına 10 bin dolarlık ödül koyulan Daisy Domergue (Jennifer Jason Leigh) kadın tutsak ...
Ödül avcısı tutsağı adalete teslim etmek için Red Rock'a gidecek ve ödül parasını alacak ... Gidecek gitmesine de yolda ilginç bir misafir var .
Başka bir ödül avcısı olan eski federasyon askeri zenci Binbaşı Marquis Warren (Samuel L.Jakson) . Buradan yola çıkarak filmde  ırkçılık konusunun da işlendiğini belirtebiliriz.
Posta arabasının yolcuları artmış ve birbirleriyle ilginç diyaloglara başlamışken ; yoldan bir kişi daha alınıyor . Red Roks kasabasının yeni şerifi olduğunu iddia eden Güneyli Chris Mannix ( Walton Goggins ) de bu zorlu yolculuğa katılıyor .
Tipi şiddetini artırınca dağ geçidindeki konaklama yeri olan Minnie s 'e sığınmaya karar verirler . Ancak vardıklarında mekanın sahibesi değil , dört yabancı onları karşılar .
Bundan sonrası  konaklama yerinde geçiyor . Birbirinden farklı karakterler , kimse kimseye güvenmiyor , nefret dolu ve vicdan yoksunu .... Aralarındaki gizli bağ ... ?


Nefret Sekizlisi

20 Mart 2016 Pazar

Nevruz Bahar Bayramı

Hoş geldi bahar ayları ;

Bereketin simgesi , doğanın uyanışı ve dirilişi , çayır çimenlerin yeşerdiği , hayvanların yavruladığı , havaların ısındığı , çiçeklerin coşup açtığı , yüreklerin yepyeni enerjiyle ve umutla dolup taştığı ilkbahar mevsimi ...
E böylesine insanları olumlu etkiler de  bayram yapılarak karşılanmaz mı .. ? Doğa bayramı ..
Farklı kültürlerde farklı şekillerde kutlanıyor . Her kültürde farklı isimle , ancak anlamı tek , aynı  ...
Geleneksel yeni yıl ya da bahar bayramı ...
Doğa uyanarak , canlanarak insanlara bereket ve bolluk sunar .
İnsanlar da bu bereketi , bolluğu paylaşırlar .
İnsanca paylaşmayı , dostluğu , kardeşliği , barışı , mutluluğu , huzuru , sevinci tetikler ve artırır .

Nevruz'u ; her ulus , her kültür kendi efsaneleri , kendi örf ve gelenekleriyle kaynaştırıp bütünleştirmiş ve yüzyıllar boyu devam ettirmiş .

İnternette biraz araştırma yaptığınızda çok farklı gelenekler ve kutlamalar görebilirsiniz . Farklı tarihlerde de kutlanabiliyor , tıpkı isim farklılığı gibi ... Nevruz'un kökeni konusunda eldeki yazılı ve sözlü kaynaklar yeterli değilmiş . Herkes kendisiyle bütünleştirip , sahip çıkmaya çalıştığı için gerçek bilgileri ayırmak mümkün değilmiş . Buzul Çağı'nın sonlarından beri kutlanıldığı düşünülüyor .

Bana göre kökeninin bir önemi yok . Bazı uzmanlar da Nevruz'a ulusal ya da dini bir kimlik aramak yerine asıl nedenlerine ve amacına bakmamız gerektiğini söylüyor ki ; işte benim için durum tastamam budur  !

Nevruz'u ; bırakalım her ulus , her kültür , her insan kendince kutlasın ve karşılasın ...
Ne güzel rengarenk bir bahar kutlaması olmaz mı ...?

Hoş geldin Bahar

Bazı topluluklar 9 Mart , 21 Mart ya da  22 Mart'ta kutlarken , kuzey yarımkürede 22 veya 23 Mart'ta kutlanmaktadır .
Kuzey yarımkürede ilkbahar ekinoks ( gün - tün eşitliği , gece - gündüz eşitliği ) oluştuğu gün .... Güneş ekvataro dik açı ile gelir ve gece - gündüz birbirine eşitlenir . Hem kuzey hem de güney kutbu aynı gündoğumu hattındadır . Her iki yarımkürede de gün ışığı eşit olarak paylaşılır .

Dedim ya her yöreye göre farklı kutlamalar , işte size bazıları ;
" Ağaçlara bezler bağlanıyor , güzel ve yeni giysiler giyiliyor , yaylalara çıkılıyor , eski hazırlar yakılıp üzerinden atlanıyor , ateş yakılıp üzerinden atlanıyor , yeni elbiseler giyerek kırlarda piknikler yapılıyor . Nevruz günü çok yiyecek hazırlanıyor ki ; o yıl o kadar bereketli geçsin ... Gençler o gece dilekler tutuyor ve kapıları dinleyerek konuşmaları yorumlayıp dileklerinin olup olmayacağını anlamaya çalışıyor .   Nevruz gecesi uyanık olanların dileklerinin gerçekleşeceğine inanıyorlar ....  "

18 Mart 2016 Cuma

Tutsak Güneş

Kitap izlenimimle sizleri selamlıyorum ;

Bir gerilim romanı okuduktan hemen sonra başladım ; Tutsak Güneş'e ...
Kitap kapağı hiç beni cezbetmediğinden yanımda kim almaya kalksa hoşlanmadım dedim durdum ... Kuzenim beni dinlemedi ve ben merak ediyorum diyerek aldı . İşin komiği de kendi okumadan benim elime tutuşturdu . Önce sen oku , sonra ben ... İstersen okuma şimdi ... O kadar uzun zaman okunmayanlar arasında bekledi ki ... Sonunda ......

Ayşe Kulin severler bana kızabilir ama ikinci okuduğum kitabı yazarın ... Adı Aylin okumuştum yıllar evvel ve sonra neden okumadım bilmiyorum ... Okumadım sanırım ... Oysa ki Adı Aylin güzeldi ... İlginç ... Okuduysam da hafızamdan silinmiş şu an ...

Tursak Güneş'e gelince çok akıcı ... Öyle ki ; sabah 09:30 gibi başlayıp saat 17:00 civarı bitirmiştim . En kısa sürede ve sıkılmadan okuduğum kitaplardan oldu . Hani muhteşem , kopamıyorsunuz diye değil bu çabucak bitirivermem ... Kendimden korktuğumdan , çok ilgimi çeken tarz değil ya bırakırsam kalır diye .... Benden ötürü yani ...

Anlatımı inanılmaz derecede sade , yormuyor .. Okurken farklı bir gülümseme belirdi yüzümde .. Traji komik belki de ...

Kurgu , ütopik , distopik , Türkiye geleceği mi diye bir sürü farklı yorum var .... Ne derseniz deyin kime göre neyse o işte ...
Kelime anlamlarını araştırdığınızda ; distopya totaliter ve baskıcı toplumu ifade ederken , insanların özel hayatlarını ortadan kaldıran devlete karşılıksız itaati garantileyen bir yer olarak belirtiliyor .
İşte bende kitabın hissettirdiği de bu oldu .. Oysa adı Ramanis Cumhuriyeti ...

Ülkede güneş mi tutsak yoksa ruhlar mı tutsak ......
Tutsak Güneş

Her Şeye ve Herkese Rağmen

Merhaba ;
Uzun bir süredir ara verdim ; ihmal ettim . Ancak gerçekten üst üste yaşanan kayıplar , üzüntüler derken bir de güneş tutulmasının etkileri başıma musallat oldu ... Balık burcuyum ya çok zorlanacaksın , tutulmadan etkileneceksin , ani değişimler olabilir , olumlu olumsuz etkiler sana bağlı vb dediler de dediler ...
Gerçekten de oldukça zor ve adlandıramadığım bir sürecin içinde buldum kendimi şu sıralar ...
Olsun bizim doğum günü kutlamaları ayımız bu ay ; minnak kardeşim ve ardından kendi doğum günü çocuğu şımarık hallerimi paylaşıp neşeleniriz dedim . Kafamda bir sürü çılgınlık vardı . Derken doğum günü sabahında kuşluk vakti uyanıp ne göreyim .... Ahretlik dediğim bebeklik arkadaşımın kardeşi kaza geçirmiş hastanede ve kafatası çatlak ... Kardeşim hastanede demek bu bana ... Bir anda içim çekildi ... Allah'ım çok şükür hastaneden çıktı ,şimdi iyileşme sürecinde derken Ankara ve .....
Anlatılmaz durumlar içinde yine umutların solmaya başladığı anlar başladı .... Ben yine karalar bağlamış , her şeyden elimi eteğimi çekmişken bir tanecik eniştem ; 
" Blog ile niye ilgilenmiyorsun ? Hep mutluluk mu paylaşacaksın ? Hüzün de mutsuzluk da paylaşılmaz mı ? Sayfamda duygular , acılar , mutluluklar , umutlar paylaşacağım demedin mi ?   " söylemleri ile beni bir silkeledi ... E her kişinin abisi ablası olmuyor ; insanın kendinden küçük de olsa kardeşi olması güzel tabi ....
Her Şeye ve Herkese Rağmen

17 Mart 2016 Perşembe

Pitoresk İstanbul Digital Sergi

Kendinizi tabloların içinde hissedeceğiniz gizemli bir yolculuk

PİTORESK İSTANBUL

Dijital Sergi

Ressam seyyahlar 200 yıl sonra İstanbul’da buluşuyor.
          
Yüzyıllar öncesinin mimarisini ya da manzaralarını resmedilmeye değer cezbedici ve gizemli güzellikler olarak tanımlayan Pitoresk kavramını dünyada en çok hak eden şehirlerin başında İstanbul geliyor.
19. yüzyıl ressam seyyahlarından Melling, Schranz, Allom, Bartlett, Lewis ve Ayvazovski’nin İstanbul’u “dijital seyahatnameler” olarak dev boyutlu perdelerde canlanıyor.
Pitoresk İstanbul dijital sergisi 200 yıl öncesine gizemli ve çok özel bir yolculuk. Payitaht İstanbul’u keşfetmek üzere yola çıkan seyyahların gözünden eşsiz bir İstanbul paylaşımı.
12 Mart’ta İstanbul Deniz Müzesi’nde başlayacak serginin Genel Yönetmeni Bülent Özükan. Besteleri ve müzik direktörlüğünü Anjelika Akbar’ın yaptığı sergi, ünlü gravür ve tabloları dev boyutlu ekranlarda İstanbul tutkunlarıyla buluşturuyor. Sanat Yönetmenliğini Murat Öneş’in yürüttüğü dijital sergi, Boyut Yayın Grubu’nun dijital restoratör ve küratörlerden oluşan geniş ekibiyle bir yılı aşkın bir zamandır hazırlanıyor.
Yalnızca müze ve nadide koleksiyonlarda bulunabilen gravür ve tablolar, büyütüldüğünde ortaya çıkan ilginç detay ve yeni tatlarla izleyicilere sunuluyor.
İngilizce ve Arapça altyazılarla desteklenen sergi, İstanbullulara, İstanbul’un yerli ve yabancı ziyaretçilerine keyifli ve nitelikli zamanlar yaşatmayı amaçlıyor.
İstanbul Deniz Müzesi Barbaros Salonu’nda başlayacak serginin ilk bölümünde, 6 sanatçı için ayrı ayrı interaktif ekranlardan bilgiler veriliyor. Orijinal eserlerin de yer alacağı bu bölümden sonra 4,5 metre yüksekliğinde ve 60 metre uzunluğunda dev yüzeylerin bulunduğu CodexArt salonuna geçiliyor. Salonda 19. yüzyıl İstanbul görünümleri, döneminin müzikleri eşliğinde 35 dakikalık bir görsel şov olarak izlenebiliyor.
BBC öncülüğünde, geleceğin sanat akımları arasında yer verilen, canlandırılan tarih ve enstalasyon sunumları, Boyut Yayın Grubu tarafından CodexArt teknikleri ile perdelere watchout sistemiyle yansıtılıyor.
Resim sanatını, müzikle harmanlayan sergi cuma ve cumartesi akşamları 19:00-22:00 saatleri arasında Anjelika Akbar’ın canlı performansıyla birlikte izlenebilecek.

Pitoresk İstanbul
http://www.pitoreskistanbul.com/